Uyurken birinin dokunduğunu hissetmek ne anlama gelir ?

Ceren

New member
Uyurken Birinin Dokunduğunu Hissetmek Ne Anlama Gelir?

[color=]Gece 03.17’de Omzuma Dokunan El[/color]

Bu hikâyeyi anlatıp anlatmamak konusunda uzun süre kararsız kaldım. Çünkü insan gece yarısı yatağında uzanırken birinin omzuna dokunduğunu hissedince, sabah olduğunda bunu anlatmak kolay olmuyor. Hele dokunuş o kadar gerçekçiyse ki, elin ağırlığını, parmakların sıcaklığını hatta dokunuşun ardından derinin ürpermesini bile hatırlıyorsanız…

Benim hikâyem de tam olarak böyle başladı.

O gece İstanbul’da yağmur vardı. Saat üçü biraz geçmişti. Ev sessizdi. Telefonum komodinin üzerinde, ekranı kapalıydı. Uyuduğumu sanıyordum.

Sonra sağ omzumda belirgin bir dokunuş hissettim.

Önce hafifti.

Sanki biri yatağın kenarından eğilip “uyan” der gibi.

Ardından ikinci kez oldu.

Bu kez parmakların omzuma bastığını açıkça hissettim.

Gözlerimi açmaya çalıştım ama birkaç saniye boyunca bedenim bana ait değilmiş gibiydi. Beynim uyanmıştı, fakat kollarımı hareket ettiremiyordum.

Ve o anda aklımdan geçen ilk düşünce şuydu:

“Odada biri var.”

İnsan böyle bir anda mantıklı düşünemiyor. Yıllardır bilimsel açıklamalara inanan, hayalet hikâyelerine gülen biri bile olsanız, karanlık odada bedeniniz hareket etmiyorsa beyniniz en korkutucu ihtimali seçebiliyor.

Sonra bir ses duydum.

Fısıltı gibi.

Tam olarak ne söylediğini anlayamadım.

Bir süre sonra hareket edebildim. Bir anda doğruldum, ışığı açtım ve odanın her köşesine baktım.

Kimse yoktu.

Ama omzumdaki dokunma hissi hâlâ oradaydı.

İşte asıl hikâye bundan sonra başladı.

[color=]“Biri Bana Dokundu” Dediğimde Aldığım İlk Tepki[/color]

Ertesi sabah bunu ilk olarak erkek arkadaşım Mert’e anlattım.

Mert’in yaklaşımı oldukça farklıydı.

“Kapıyı kilitledin mi?” diye sordu.

“Evet.”

“Pencere?”

“Kapalı.”

“Telefonun yanında mıydı?”

“Evet.”

Bir süre düşündü.

“Peki o zaman önce fiziksel ihtimalleri eleyelim.”

Gülmeye başladım.

Ben gece yaşadığım korkudan söz ederken o neredeyse olay yeri inceleme yapıyordu.

Ama Mert’in çözüm arayan yaklaşımı aslında hoşuma gitti. Beni “saçmalıyorsun” diyerek susturmadı. Tam tersine, korkumu küçümsemeden somut ihtimalleri sıraya koydu.

O sırada yanımızda bulunan arkadaşımız Derya ise başka bir şey sordu:

“Dokunduğunu hissettiğin anda ne hissettin?”

“Nasıl yani?”

“Dokunmanın kendisini mi daha çok hatırlıyorsun, yoksa korkuyu mu?”

Bu soru beni susturdu.

Çünkü gerçekten de korkuyu hatırlıyordum.

Dokunuşun ayrıntıları ise sanki hafızamda sonradan büyümüş gibiydi.

Derya, “Belki beynin uyanırken rüya ile gerçeği bir süre birbirine karıştırmıştır,” dedi.

O gün bunu basit bir tahmin olarak gördüm.

Sonra araştırmaya başladım.

[color=]Dokunma Hissi Gerçek Olabilir mi?[/color]

Uyku ile uyanıklık arasındaki geçiş, sandığımız kadar keskin değildir.

Bazı insanlarda kişi uykuya dalarken veya uyanırken kısa süreli algısal deneyimler yaşayabilir. Bunlara hipnagojik ve hipnopompik deneyimler denir. Uyku felci de bu geçiş döneminde ortaya çıkabilir.

Uyku felcinde kişi çevresinin farkında olabilir fakat kısa süreliğine hareket edemez. Bunun yanında bir odada başka birinin bulunduğunu hissetmek, sesler duymak, gölgeler görmek veya bedensel bir dokunuş algılamak gibi deneyimler de bildirilmektedir. Bilimsel literatürde bu tür yaşantıların görsel ve işitsel olmasının yanında dokunsal biçimleri de tanımlanmıştır.

Yani “omzuma biri dokundu” hissi kişinin mutlaka gerçekten birinin dokunduğu anlamına gelmez.

Bu ayrım önemli.

Çünkü his gerçek olabilir, fakat hissin kaynağı dışarıdan gelmeyebilir.

Bunu anlamam zaman aldı.

Çocukluğumuzdan beri bize “gerçek olan gördüğündür” deniyor. Oysa beynimiz gerçekte olmayan görüntüleri, sesleri ve dokunuşları da gerçekmiş gibi algılayabilir.

Rüya gördüğümüzde de bunu yapıyor.

Uyku ile uyanıklık arasındaki sınırda ise bu mekanizma bazen çok daha inandırıcı hale gelebiliyor.

[color=]Mert’in Stratejisi, Derya’nın Sorusu[/color]

Hikâyenin ilginç taraflarından biri de Mert ve Derya’nın aynı olaya tamamen farklı yerlerden yaklaşmasıydı.

Mert ertesi gece için küçük bir plan hazırladı.

“Telefonuna uyku takip uygulaması kur,” dedi. “Odayı havalandır. Geç saatte kahve içme. Birkaç gün aynı saatte yat. Tekrar olursa saatini not et.”

Derya ise bana başka bir şey söyledi:

“Bunu yaşarken yalnız hissetme. İstersen tekrar olursa beni ara. Ne yaşadığını anlatabilirsin.”

İkisini bir arada düşününce fark ettim ki mesele kadınların böyle, erkeklerin şöyle olması değildi.

İkisi de bana yardım etmeye çalışıyordu.

Biri problemi parçalara ayırarak kontrol edilebilir hale getiriyordu.

Diğeri yaşadığım korkunun duygusal tarafını anlamaya çalışıyordu.

Üstelik roller kolayca değişebilirdi. Derya son derece sistematik biriydi; Mert ise çoğu zaman duygusal ayrıntıları herkesten önce fark ederdi.

Bence insanların davranışlarını yalnızca cinsiyet üzerinden açıklamak yerine, kişiliklerini, deneyimlerini ve içinde bulundukları durumu birlikte düşünmek daha doğru.

O gece bunu yaşayarak öğrendim.

[color=]Peki Tarih Boyunca İnsanlar Bu Dokunuşları Nasıl Açıklıyordu?[/color]

Araştırdıkça hikâyenin yalnızca bana ait olmadığını fark ettim.

Aslında insanlık yüzyıllardır benzer deneyimleri anlatıyor.

Bugün “uyku felci” veya uyku ile uyanıklık arasındaki algısal deneyimler şeklinde açıkladığımız bazı yaşantılar, geçmiş toplumlarda doğaüstü varlıklarla ilişkilendirilmiş.

Antik Yunan dünyasında “ephialtes” adı verilen gece deneyimleri, kişinin üzerine çöken veya onu bastıran bir varlık düşüncesiyle ilişkilendiriliyordu. Orta Çağ Avrupa’sında ise incubus ve succubus gibi gece varlıklarıyla ilgili anlatılar ortaya çıktı.

Benzer anlatılar dünyanın başka bölgelerinde de görülüyor.

Japon kültüründe “kanashibari” olarak bilinen deneyim, kişinin hareket edememesi ve korkutucu bir varlık hissiyle ilişkilendirilmiş. Türkiye’de ise “karabasan” anlatısı bu deneyimin en tanıdık kültürel karşılıklarından biri. Türkiye’de yapılan araştırmalar, uyku felci deneyiminin “karabasan” şeklinde yorumlanabildiğini ve kültürel inançların kişinin deneyimi anlamlandırma biçimini etkileyebildiğini gösteriyor.

Bence burada çok ilginç bir nokta var.

Aynı biyolojik deneyim farklı toplumlarda farklı hikâyelere dönüşebiliyor.

Bir yerde cin.

Başka bir yerde ruh.

Başka bir yerde cadı.

Başka bir yerde uzaylı.

Modern tıpta ise uyku-uyanıklık geçişindeki nörofizyolojik süreçler.

Bu durum geçmiş insanların “aptal” veya “eğitimsiz” olduğu anlamına gelmiyor. İnsanlar yaşadıkları olağanüstü derecede gerçek deneyimleri, ellerindeki kültürel ve bilimsel çerçevelerle açıklamaya çalışıyordu. Araştırmalar da uyku felci deneyimlerinin kültürel anlatılardan etkilenebildiğini gösteriyor.

[color=]Bizim Mahalledeki “Karabasan” Hikâyeleri[/color]

Çocukken anneannemin evinde uyuduğum geceleri hatırladım.

Mahallede yaşlı kadınların anlattığı hikâyelerde geceleri insanın göğsüne oturan bir şeyden söz edilirdi.

O zaman bunları yalnızca korku hikâyesi sanıyordum.

Fakat yıllar sonra aynı deneyimi yaşayınca, bu anlatıların neden bu kadar güçlü olduğunu anlamaya başladım.

Düşünün:

Gece uyanıyorsunuz.

Bedeniniz hareket etmiyor.

Nefes alışınız farklı geliyor.

Odanız tanıdık ama aynı zamanda yabancı.

Bir gölge görüyorsunuz.

Belki yatağın çöktüğünü hissediyorsunuz.

Belki omzunuza bir el konuyor.

Beyin bu olağanüstü deneyime bir açıklama arıyor.

Eğer çocukluğunuzdan beri “geceleri karabasan gelir” diye dinlediyseniz, yaşadığınız şeyi bu hikâyenin içine yerleştirmeniz çok anlaşılır.

Bilimsel açıklamayı bilseniz bile korku tamamen ortadan kalkmayabilir.

Çünkü korku yalnızca bilgiyle çalışan bir sistem değil.

[color=]İkinci Gece Aynı Şey Olunca[/color]

İkinci gece Mert’in önerilerini uyguladım.

Kahve içmedim.

Telefonu yatağın uzağına koydum.

Odayı havalandırdım.

Saat 23.30’da uyudum.

Sabaha karşı yine uyandım.

Bu kez omzuma değil, koluma bir dokunuş hissettim.

Kalbim hızlandı.

Fakat bu defa farklı bir şey yaptım.

Hemen “odada biri var” diye düşünmek yerine kendime şunu söyledim:

“Bir dakika. Bu daha önce de oldu.”

Hareket edemediğimi fark ettim.

Birkaç saniye sonra geçti.

Ve inanılmaz bir şey oldu.

Korku tamamen yok olmadı ama paniğe dönüşmedi.

O an yaşadığım şeyin açıklamasını bilmiyordum.

Ama açıklama aramakla korkuya teslim olmak arasında bir fark olduğunu fark ettim.

Sonraki günlerde birkaç kez daha benzer duyumlar yaşadım. Her seferinde ayrıntılar değişiyordu.

Birinde yatağın kenarında biri oturuyormuş gibi hissettim.

Birinde enseme hafifçe dokunulduğunu düşündüm.

Birinde ise adımın söylendiğini duydum.

Hepsi birkaç saniye sürüyordu.

Ve her seferinde tamamen uyanınca ortada kimse olmuyordu.

[color=]Bu Her Zaman Uyku Felci mi?[/color]

Hayır.

Burada dikkatli olmak gerekiyor.

Uyurken birinin dokunduğunu hissetmek tek başına kesin olarak uyku felci anlamına gelmez. Uykuya dalarken veya uyanırken oluşan kısa süreli algısal deneyimler farklı biçimlerde ortaya çıkabilir. Üstelik kişinin gerçekten fiziksel bir uyarana maruz kalma ihtimali de vardır.

Yani yatağın sallanması, evcil hayvanın yatağa çıkması, partnerin istemeden dokunması, kasların istemsiz hareketleri veya başka çevresel etkenler de hesaba katılmalıdır.

Asıl önemli olan olayın ne zaman ve nasıl gerçekleştiğidir.

Uykuya dalarken mi?

Uyanırken mi?

Hareket edememe var mı?

Ses veya görüntü eşlik ediyor mu?

Ne kadar sürüyor?

Sıklaşıyor mu?

Gündüz yaşamınızı etkiliyor mu?

Bu sorular, deneyimi anlamlandırmak açısından daha yararlı olabilir.

Tekrarlayan, yoğun korku yaratan veya başka uyku sorunlarıyla birlikte görülen durumlarda bir hekimle, özellikle uyku konusunda çalışan bir uzmanla görüşmek uygun olabilir. Uyku felci bazı kişilerde tek başına görülebilirken, bazı durumlarda başka uyku bozukluklarıyla birlikte değerlendirilebilir.

[color=]Asıl Değişen Şey Dokunuş Değildi[/color]

Hikâyenin sonunda fark ettiğim en tuhaf şey şu oldu:

Ben aslında “biri bana dokundu mu?” sorusundan çok daha büyük bir soruyla uğraşıyormuşum.

“Bedenime güvenebilir miyim?”

Çünkü dokunuş o kadar gerçekti ki, yaşadığım şeyi inkâr etmek istemiyordum.

Ama aynı zamanda odada kimsenin bulunmadığını da biliyordum.

Sonunda ikisinin aynı anda doğru olabileceğini kabul ettim.

Ben gerçekten bir dokunuş hissetmiş olabilirdim.

Fakat bu dokunuşun dışarıdaki bir insan tarafından gerçekleşmiş olması gerekmiyordu.

Bu ayrım benim için çok önemliydi.

Çünkü yaşadığım şeyi küçümsemek yerine anlamaya başladım.

Bilimsel açıklama deneyimi “uydurma” yapmıyordu.

Tam tersine, beynin ne kadar karmaşık olduğunu gösteriyordu.

[color=]Bir Daha Olursa Ne Yapmalı?[/color]

Benim için en işe yarayan şey, olayın hemen ardından kendime birkaç basit soru sormak oldu:

“Uyuyor muydum, uyanıyor muydum?”

“Bedenimi hareket ettirebiliyor muydum?”

“Bir ses, görüntü veya başka bir his eşlik etti mi?”

“Bu ne kadar sürdü?”

“Son günlerde uykusuz, stresli veya düzensiz mi uyuyorum?”

Bunları not etmek, korkuyu bir miktar gözlemlenebilir bir olaya dönüştürüyor.

Ve belki de en önemlisi, böyle bir deneyim yaşayan kişinin utanmaması gerekiyor.

Çünkü tarih boyunca insanlar aynı türden deneyimleri farklı isimlerle anlattılar.

Kimileri bunu ruh olarak gördü.

Kimileri karabasan dedi.

Kimileri cin dedi.

Kimileri uzaylı saldırısı sandı.

Bugün ise uyku bilimi bize başka açıklamalar sunuyor.

Fakat hangi açıklamayı kullandığımızdan bağımsız olarak, o anda yaşanan korkunun gerçek olduğunu unutmamak gerekiyor.

[color=]Şimdi Size Bir Sorum Var[/color]

Bu yazıyı buraya kadar okuduysanız muhtemelen ya benzer bir şey yaşadınız ya da bir yakınınızdan böyle bir hikâye duydunuz.

Belki siz de gecenin bir saatinde omzunuza dokunulduğunu hissettiniz.

Belki yatağın çöktüğünü düşündünüz.

Belki kulağınıza biri fısıldadı.

Belki odada birinin olduğunu kesinlikle bildiğinize inandınız.

Sonra ışığı açtınız ve kimse yoktu.

Benim merak ettiğim şu:

O anda ilk düşündüğünüz şey neydi?

“Biri odada mı?”

“Karabasan mı?”

“Rüya mı görüyorum?”

Yoksa hiçbir açıklama bulamadan sadece korkup tekrar uyumaya mı çalıştınız?

Bence bu hikâyelerin en ilginç tarafı, dokunuşun kendisinden çok insanların ona verdiği anlam.

Aynı gece deneyimi bir kişi için korkutucu bir doğaüstü olay, başka biri için uyku fizyolojisinin ilginç bir örneği, bir başkası içinse yıllarca unutamayacağı kişisel bir anı olabilir.

Belki de geceleri hissettiğimiz bazı şeylerin bize öğrettiği en önemli ders budur:

Beynimiz dünyayı yalnızca gördüklerimizden değil, beklentilerimizden, anılarımızdan, korkularımızdan ve içinde bulunduğumuz biyolojik durumdan da oluşturuyor.

Ben artık gece omzuma bir dokunuş hissettiğimde ilk olarak korkmuyorum.

Önce duruyorum.

Nefes alıyorum.

Uyanık mıyım, uyuyor muyum diye düşünüyorum.

Ve kendime şunu hatırlatıyorum:

“Bir şeyi gerçekmiş gibi hissetmem, onun dışarıdan gerçekleştiği anlamına gelmez.”

Belki de bu cümle, karanlık bir odada insanın kendisine verebileceği en sakin cevaplardan biri.

Kaynak olarak yararlanılan bilimsel literatürde özellikle uyku felci, hipnagojik/hipnopompik deneyimler ve kültürel yorumlar üzerine derlemeler incelenebilir. Bu konuda araştırmalar, uyku felcinin yalnızca hareket edememe değil; varlık hissi, ses, görüntü ve bazı durumlarda dokunsal algılarla birlikte yaşanabileceğini bildiriyor.

Girişteki Gerilimi Sonuçla BağlaMert ve Derya’yı Daha Katmanlı İşle

Girişteki Gerilimi Sonuçla Bağla

Mert ve Derya’yı Daha Katmanlı İşle

Tekrarlayan Kısa Paragrafları Sıkılaştır