Piaget nesne korunumu hangi dönem oldu ?

Ceren

New member
Piaget’e Göre Nesne Korunumu Hangi Dönemde Kazanılır? Bebek “Görmüyorsam Yoktur” Mu Sanıyor?

Bebeklerin dünyayı nasıl öğrendiğini düşündüğümde beni en çok şaşırtan konulardan biri nesne korunumu oluyor. Bir oyuncağı bebeğin önünde saklıyoruz ve bir süre sonra bebek sanki oyuncak gerçekten ortadan kaybolmuş gibi davranıyor. Birkaç ay sonra ise aynı bebek, oyuncağın nereye saklandığını takip ediyor, örtünün altına uzanıyor ve adeta “Sen beni kandıramazsın, orada olduğunu biliyorum.” der gibi oyuncağı arıyor.

İşte Jean Piaget’nin bilişsel gelişim kuramında nesne korunumu tam olarak bu değişimi anlamaya yardımcı olan önemli kavramlardan biri. Fakat burada küçük ama önemli bir ayrıntı var: “Nesne korunumu 8 aylıkken kazanılır” demek, konuyu biraz fazla basitleştirmek olur. Piaget’nin gözlemlerinde bu beceri özellikle duyusal-motor dönemin sonlarına doğru, yaklaşık 18-24 ay arasında daha gelişmiş biçimiyle ortaya çıkar. Ancak nesnenin görünmese bile var olmaya devam ettiğine ilişkin daha erken davranışsal göstergeler de vardır.

Bu ayrım, Piaget’nin tarihsel önemini azaltmıyor. Tam tersine, günümüzde bebek bilişi üzerine yapılan araştırmaların önemli bir kısmı onun ortaya attığı soruların daha hassas yöntemlerle yeniden incelenmesiyle şekillendi.

Piaget’nin Kuramında Nesne Korunumu Nereye Oturuyor?

Piaget’nin bilişsel gelişim kuramında ilk dönem duyusal-motor dönemdir ve yaklaşık doğumdan 2 yaşa kadar sürer. Bebek bu süreçte dünyayı öncelikle görme, işitme, dokunma, hareket etme ve nesnelerle fiziksel etkileşim üzerinden keşfeder.

Piaget’ye göre bebek başlangıçta dış dünyayı yetişkin gibi zihinsel olarak temsil etmez. Bir nesnenin görünür olması ile “var olması” arasında zamanla daha güçlü bir zihinsel bağlantı kurulur.

Nesne korunumu ise kabaca şu düşüncenin gelişmesidir:

“Şu anda göremiyor olsam bile bu nesne hâlâ vardır.”

Örneğin 5 aylık bir bebeğin sevdiği oyuncağı battaniyenin altına sakladığımızı düşünelim. Bebek oyuncağı izlerken örtünün altına girdiğini görse bile oyuncağı aramak için her zaman aktif biçimde örtüyü kaldırmaya çalışmayabilir.

Daha ilerleyen aylarda ise çocuk örtünün altına uzanabilir.

Piaget’nin gözlemlerinde özellikle 8-12 ay civarında nesnenin kaybolduğu yere doğru arama davranışı belirginleşir. Fakat bu dönemde ünlü A-not-B hatası ortaya çıkabilir. Çocuk bir oyuncağı birkaç kez A noktasında bulduktan sonra oyuncağın B noktasına taşındığını görse bile yine A noktasına uzanabilir.

Piaget bunu bilişsel gelişimin henüz tamamlanmamış olmasıyla ilişkilendirdi.

18-24 ay civarında ise çocuk, Piaget’nin duyusal-motor dönemin son aşamalarına ilişkin açıklamalarında, artık yalnızca gördüğü hareketleri takip etmekten daha fazlasını yapabilir. Nesnenin görünmeyen yerdeki konumunu zihinsel olarak temsil etmeye başlaması, nesne sürekliliğinin daha gelişmiş biçimine işaret eder.

Dolayısıyla sorunun kısa cevabı:

Piaget’ye göre nesne korunumu duyusal-motor dönemde gelişir; özellikle 8-12 ay civarında belirginleşmeye başlar, yaklaşık 18-24 ay arasında ise daha gelişmiş ve zihinsel temsil içeren biçimine ulaşır.

Peki Piaget Yanıldı mı? Modern Araştırmalar Neyi Değiştirdi?

Bence konunun en ilginç tarafı tam burada başlıyor.

Piaget’nin yöntemleri kendi dönemine göre son derece etkileyiciydi. Çocukların yalnızca yetişkinlerin küçültülmüş versiyonları olmadığını, dünyayı kendilerine özgü biçimde anlamlandırdıklarını göstermesi gelişim psikolojisinde büyük bir değişim yarattı.

Ancak daha sonraki araştırmacılar bebeklerin düşündüğümüzden daha erken bilişsel kapasitelere sahip olabileceğini öne sürdüler.

Özellikle Renée Baillargeon ve çalışma arkadaşlarının 1980’lerden itibaren gerçekleştirdiği araştırmalarında, bebeklerin fiziksel olarak mümkün ve imkânsız olaylara farklı tepkiler verebildikleri gösterilmeye çalışıldı. “Beklenti ihlali” olarak bilinen yöntemlerde bebeğin belirli bir olaya daha uzun süre bakması, o olayın beklentisine aykırı olduğunu düşündürebiliyor.

Örneğin bir nesnenin bir ekranın arkasına girdiğini gören bebek, nesnenin ekranın arkasında bulunmaya devam edeceğini belli ölçüde “bekliyor” olabilir.

Bu tür çalışmalar, bazı araştırmacıların nesne sürekliliğine ilişkin temel beklentilerin Piaget’nin öngördüğünden daha erken ortaya çıkabileceğini savunmasına yol açtı.

Fakat burada da dikkatli olmak gerekiyor. Bir bebeğin beklenmedik bir olaya uzun süre bakması, onun yetişkin düzeyinde “nesne korunumu kavramına” sahip olduğunu kesin biçimde kanıtlamaz.

Bu nedenle günümüzde daha makul yaklaşım, nesne korunumunu tek bir anda ortaya çıkan düğme gibi değil, farklı bileşenleri zaman içinde gelişen bir bilişsel kapasite olarak görmek.

Bence Piaget’nin teorisinin bugün hâlâ değerli olmasının sebeplerinden biri de bu.

Nesne Korunumu Neden Sadece Bir Bebek Oyunu Değil?

İlk bakışta “Oyuncağı buluyor veya bulamıyor, bunda ne var?” denebilir.

Aslında çok şey var.

Nesne korunumu, çocuğun dış dünyayı yalnızca anlık duyusal deneyimlerden ibaret görmediğinin göstergelerinden biridir. Bir nesnenin görünmediğinde de varlığını sürdürdüğünü anlamak, daha sonraki birçok zihinsel becerinin temelini oluşturabilecek temsil yeteneğiyle bağlantılıdır.

Çocuk zamanla yalnızca “top nerede?” sorusunu çözmez.

“Annem odadan çıktı ama biraz sonra geri gelebilir.”

“Oyuncağımı dolaba koydum.”

“Geçen hafta parkta gördüğüm şey bugün de orada olabilir.”

gibi daha karmaşık beklentiler kurmaya başlar.

Burada kültür de ilginç bir değişken haline geliyor. Her bebeğin biyolojik gelişiminde ortak yönler bulunsa da ebeveynlerin çocukla oynama biçimleri, kullanılan oyuncaklar, fiziksel çevre ve günlük yaşam alışkanlıkları bilişsel becerilerin kullanılma fırsatlarını değiştirebilir.

Örneğin saklambaç benzeri oyunlar, “ce-ee” oyunları, nesneyi kutuya koyup çıkarma, örtünün altına oyuncak saklama gibi etkinlikler çocuğa görünmeyen nesneleri zihinsel olarak takip etme fırsatı sağlayabilir.

Buradan “bu oyunlar nesne korunumu yaratır” gibi kesin bir sonuç çıkarmak doğru olmaz. Fakat çevrenin çocuğun mevcut bilişsel becerilerini kullanması ve geliştirmesi açısından önemli olduğu açık.

Erkekler Stratejik, Kadınlar Empatik mi? Bu Konuyu Nasıl Ele Almalı?

Bu konuya toplumsal cinsiyet perspektifinden bakmak da mümkün; fakat burada çok kolay bir tuzağa düşebiliriz.

“Erkekler stratejik düşünür, kadınlar ise empatiye daha yatkındır” şeklinde kesin hükümler vermek bilimsel açıdan fazla genelleyici olur. Nesne korunumu gibi temel bir bilişsel gelişim basamağını cinsiyete göre açıklamak için de yeterli bir temel bulunmamaktadır.