Umut
New member
Murat, Deniz’in telefonunda eski bir mesaj buldu.
Mesaj aylar önce gönderilmişti.
Gönderen kişi eski bir üniversite arkadaşıydı.
Mesajda romantik hiçbir şey yoktu.
Fakat Murat için bu yeterliydi.
“Demek benden sakladın.”
Deniz şaşırdı.
“Bunu neden saklamış olayım? Mesajı bile unutmuşum.”
Murat bu kez daha önceki konuşmaları birleştirmeye başladı. Bir toplantı, bir sosyal medya yorumu, geç cevaplanan mesajlar, geçmişte yapılmış bir şaka...
Her olay yeni bir “kanıt” haline geliyordu.
Oysa burada tehlikeli bir bilişsel döngü oluşuyordu:
Şüphe → kanıt arama → belirsiz bir ayrıntı bulma → bunu kanıt kabul etme → daha fazla şüphe → daha fazla araştırma.
Böyle bir döngü kişinin kaygısını azaltmak yerine daha da güçlendirebilir.
Murat daha fazla bilgi topladıkça daha güvende hissetmiyordu.
Tam tersine, daha fazla ayrıntı arıyordu.
Bir noktada Deniz şöyle dedi:
“Sen gerçeği aramıyorsun. Korktuğun şeyin olmadığını kanıtlamamı istiyorsun.”
Bu cümle Murat’ı susturdu.
Çünkü belki de ilk kez meselenin Deniz’in davranışları olmadığını düşünmeye başlamıştı.
Mesele kendi zihnindeki korkuydu.
Patolojik Kıskançlıkta Neler Görülebilir?
Patolojik düzeye ulaşan kıskançlıkta davranışlar kişiden kişiye değişebilir. Ancak bazı dikkat çekici örüntüler görülebilir:
- Partnerin sadakatsiz olduğuna ilişkin sürekli ve yoğun kuşku
- Kanıt olmadığı halde kesin bir inanca sahip olma
- Telefon, mesaj, sosyal medya veya konum üzerinden aşırı kontrol
- Partnerin arkadaşlıklarını ve sosyal ilişkilerini kısıtlama
- Aynı soruları tekrar tekrar sorma
- Açıklamalarla geçici olarak rahatlayıp kısa süre sonra yeniden şüphelenme
- Normal davranışları sadakatsizlik işareti olarak yorumlama
- Öfke, tehdit veya takip davranışlarına yönelme
- İlişkide ciddi çatışma ve güven kaybı
- Kıskançlık düşüncelerinin kişinin günlük yaşamını ciddi biçimde etkilemesi
Burada önemli bir ayrım var:
Yoğun kıskançlık ile sanrısal kıskançlık aynı şey değildir.
Bir kişinin “Acaba partnerim benden uzaklaşıyor mu?” diye kaygılanması başka; hiçbir makul kanıt olmadığı halde “Partnerim kesinlikle beni aldatıyor” inancına sarsılmaz biçimde bağlanması başka bir durumdur.
Tanı koymak ise kişinin kendisinin, partnerinin veya internet üzerindeki bir yazının görevi değildir.
Bu tür durumlarda psikiyatri veya klinik psikoloji alanında çalışan bir uzmandan profesyonel değerlendirme almak önemlidir.
Deniz’in Öğrendiği En Zor Ders: Anlamak, Katlanmak Değildir
Deniz uzun süre Murat’ın kıskançlığını azaltabileceğini düşündü.
Daha fazla açıklama yaptı.
Daha fazla mesaj gösterdi.
Daha fazla güvence verdi.
Arkadaşlarıyla bazı buluşmaları iptal etti.
Hatta bir süre sosyal medyada daha az paylaşım yapmaya başladı.
Ama sonuç değişmedi.
Çünkü kontrol davranışlarının temelinde yalnızca bilgi eksikliği varsa, bilgi arttıkça rahatlama gelebilir.
Fakat sorun sürekli kaygı, güvensizlik veya sanrısal bir inanç etrafında dönüyorsa yeni kanıtlar çoğu zaman yeterli olmayabilir.
Deniz bunu sonunda anladı.
“Onun korkusunu küçümsemiyorum,” dedi bana. “Ama onun korkusunu iyileştirmek benim özgürlüğümden vazgeçmemle olmamalı.”
Bu cümleyi hâlâ önemli buluyorum.
Çünkü ilişkilerde empati bazen yanlış anlaşılabiliyor.
Empati, “Seni anlıyorum, o yüzden istediğin her şeyi yapacağım” değildir.
Empati, “Neden böyle hissettiğini anlamaya çalışıyorum, ama bu davranışın beni incittiğini ve sınırlarım olduğunu da söylüyorum” diyebilmektir.
Murat’ın Önündeki Yol: Kontrol Etmek Yerine Yardım Almak
Murat için değişim kolay olmadı.
İlk başta kendisini haksızlığa uğramış hissetti.
“Ben sadece ilişkimi korumaya çalışıyorum.”
Fakat zamanla bir uzmandan destek almayı kabul etti.
Burada önemli olan nokta şu: Patolojik kıskançlığın altında farklı psikolojik veya psikiyatrik süreçler bulunabilir. Güvensizlik, yoğun kaygı, geçmiş ilişki deneyimleri, travmatik yaşantılar, bazı kişilik özellikleri, madde kullanımı veya bazı psikiyatrik bozukluklar farklı şekillerde rol oynayabilir.
Bu nedenle tek bir “kıskançlık çözümü” yoktur.
Profesyonel değerlendirme, problemin niteliğine göre uygun psikoterapiyi, psikiyatrik tedaviyi veya her ikisini gündeme getirebilir.
Özellikle kişinin kıskançlık nedeniyle öfke, tehdit, takip veya şiddet davranışlarına yönelmesi durumunda konu yalnızca “ilişki problemi” olarak görülmemelidir.
Güvenlik öncelikli olmalıdır.
Bir Forum Konusu Olarak Bize Kalan Sorular
Deniz ve Murat’ın hikâyesi bana şunu düşündürdü:
Kıskançlığın kendisinden çok, onunla ne yaptığımız önemli olabilir.
Kıskançlık hissedebiliriz.
Korkabiliriz.
Partnerimizi kaybetmekten endişelenebiliriz.
Geçmiş ilişkilerimizin izlerini bugünkü ilişkimize taşıyabiliriz.
Ama bunların hiçbirinin otomatik olarak karşımızdaki insanın özgürlüğünü elimizden alma hakkı vermediğini hatırlamamız gerekir.
Bir partnerin telefonunu kontrol etmek gerçekten güven yaratıyor mu?
Yoksa yalnızca birkaç saatlik rahatlama sağlayıp yeni bir şüphe için kapı mı açıyor?
Bir insan sürekli olarak kendisini kanıtlamak zorunda kalıyorsa, ortada hâlâ bir ilişki mi vardır, yoksa bitmeyen bir soruşturma mı?
Ve belki de en zor soru:
Sevdiğimizi kaybetme korkusu, sevdiğimiz kişinin özgürlüğünü ne zaman tehdit etmeye başlıyor?
Deniz’in hikâyesinin sonunda ilişki devam etti mi, bitti mi?
Aslında bu sorunun cevabından daha önemli bir şey var.
İlişkinin devam edip etmemesinden önce, iki kişinin de kendi davranışlarına bakabilmesi gerekiyordu.
Çünkü sağlıklı bir ilişki yalnızca “Beni aldatıyor musun?” sorusuna verilen cevaptan oluşmaz.
“Birbirimize güvenebiliyor muyuz?”
“Birbirimizin sınırlarına saygı duyuyor muyuz?”
“Korkularımızı birbirimizi kontrol etmeden konuşabiliyor muyuz?”
soruları da en az bunun kadar önemlidir.
Patolojik kıskançlık söz konusu olduğunda ise mesele yalnızca sevginin fazla olması değildir.
Bazen sevgiyle karışmış yoğun bir korku, kontrol ihtiyacı ve gerçeklikle bağın zayıflaması söz konusu olabilir.
Bu nedenle “Beni kıskanıyor, demek ki çok seviyor” cümlesini romantikleştirmeden önce bir kez daha düşünmek gerekir.
Belki de gerçek sevgi, karşımızdaki insanı sürekli gözetlemek değil; onun yanında kendi korkularımızla yüzleşebilmektir.
Sizce kıskançlık hangi noktada sevgi göstergesi olmaktan çıkıp kontrol davranışına dönüşüyor? Daha önce böyle bir ilişki yaşayan veya dışarıdan gözlemleyen biri olarak siz bu sınırı nerede gördünüz?
Hikâyeyi 1000 kelimenin üzerine taşıMurat’ın değişim sürecini somutlaştır
Hikâyeyi 1000 kelimenin üzerine taşı
Murat’ın değişim sürecini somutlaştır
Forum üslubunu daha da güçlendir
Mesaj aylar önce gönderilmişti.
Gönderen kişi eski bir üniversite arkadaşıydı.
Mesajda romantik hiçbir şey yoktu.
Fakat Murat için bu yeterliydi.
“Demek benden sakladın.”
Deniz şaşırdı.
“Bunu neden saklamış olayım? Mesajı bile unutmuşum.”
Murat bu kez daha önceki konuşmaları birleştirmeye başladı. Bir toplantı, bir sosyal medya yorumu, geç cevaplanan mesajlar, geçmişte yapılmış bir şaka...
Her olay yeni bir “kanıt” haline geliyordu.
Oysa burada tehlikeli bir bilişsel döngü oluşuyordu:
Şüphe → kanıt arama → belirsiz bir ayrıntı bulma → bunu kanıt kabul etme → daha fazla şüphe → daha fazla araştırma.
Böyle bir döngü kişinin kaygısını azaltmak yerine daha da güçlendirebilir.
Murat daha fazla bilgi topladıkça daha güvende hissetmiyordu.
Tam tersine, daha fazla ayrıntı arıyordu.
Bir noktada Deniz şöyle dedi:
“Sen gerçeği aramıyorsun. Korktuğun şeyin olmadığını kanıtlamamı istiyorsun.”
Bu cümle Murat’ı susturdu.
Çünkü belki de ilk kez meselenin Deniz’in davranışları olmadığını düşünmeye başlamıştı.
Mesele kendi zihnindeki korkuydu.
Patolojik Kıskançlıkta Neler Görülebilir?
Patolojik düzeye ulaşan kıskançlıkta davranışlar kişiden kişiye değişebilir. Ancak bazı dikkat çekici örüntüler görülebilir:
- Partnerin sadakatsiz olduğuna ilişkin sürekli ve yoğun kuşku
- Kanıt olmadığı halde kesin bir inanca sahip olma
- Telefon, mesaj, sosyal medya veya konum üzerinden aşırı kontrol
- Partnerin arkadaşlıklarını ve sosyal ilişkilerini kısıtlama
- Aynı soruları tekrar tekrar sorma
- Açıklamalarla geçici olarak rahatlayıp kısa süre sonra yeniden şüphelenme
- Normal davranışları sadakatsizlik işareti olarak yorumlama
- Öfke, tehdit veya takip davranışlarına yönelme
- İlişkide ciddi çatışma ve güven kaybı
- Kıskançlık düşüncelerinin kişinin günlük yaşamını ciddi biçimde etkilemesi
Burada önemli bir ayrım var:
Yoğun kıskançlık ile sanrısal kıskançlık aynı şey değildir.
Bir kişinin “Acaba partnerim benden uzaklaşıyor mu?” diye kaygılanması başka; hiçbir makul kanıt olmadığı halde “Partnerim kesinlikle beni aldatıyor” inancına sarsılmaz biçimde bağlanması başka bir durumdur.
Tanı koymak ise kişinin kendisinin, partnerinin veya internet üzerindeki bir yazının görevi değildir.
Bu tür durumlarda psikiyatri veya klinik psikoloji alanında çalışan bir uzmandan profesyonel değerlendirme almak önemlidir.
Deniz’in Öğrendiği En Zor Ders: Anlamak, Katlanmak Değildir
Deniz uzun süre Murat’ın kıskançlığını azaltabileceğini düşündü.
Daha fazla açıklama yaptı.
Daha fazla mesaj gösterdi.
Daha fazla güvence verdi.
Arkadaşlarıyla bazı buluşmaları iptal etti.
Hatta bir süre sosyal medyada daha az paylaşım yapmaya başladı.
Ama sonuç değişmedi.
Çünkü kontrol davranışlarının temelinde yalnızca bilgi eksikliği varsa, bilgi arttıkça rahatlama gelebilir.
Fakat sorun sürekli kaygı, güvensizlik veya sanrısal bir inanç etrafında dönüyorsa yeni kanıtlar çoğu zaman yeterli olmayabilir.
Deniz bunu sonunda anladı.
“Onun korkusunu küçümsemiyorum,” dedi bana. “Ama onun korkusunu iyileştirmek benim özgürlüğümden vazgeçmemle olmamalı.”
Bu cümleyi hâlâ önemli buluyorum.
Çünkü ilişkilerde empati bazen yanlış anlaşılabiliyor.
Empati, “Seni anlıyorum, o yüzden istediğin her şeyi yapacağım” değildir.
Empati, “Neden böyle hissettiğini anlamaya çalışıyorum, ama bu davranışın beni incittiğini ve sınırlarım olduğunu da söylüyorum” diyebilmektir.
Murat’ın Önündeki Yol: Kontrol Etmek Yerine Yardım Almak
Murat için değişim kolay olmadı.
İlk başta kendisini haksızlığa uğramış hissetti.
“Ben sadece ilişkimi korumaya çalışıyorum.”
Fakat zamanla bir uzmandan destek almayı kabul etti.
Burada önemli olan nokta şu: Patolojik kıskançlığın altında farklı psikolojik veya psikiyatrik süreçler bulunabilir. Güvensizlik, yoğun kaygı, geçmiş ilişki deneyimleri, travmatik yaşantılar, bazı kişilik özellikleri, madde kullanımı veya bazı psikiyatrik bozukluklar farklı şekillerde rol oynayabilir.
Bu nedenle tek bir “kıskançlık çözümü” yoktur.
Profesyonel değerlendirme, problemin niteliğine göre uygun psikoterapiyi, psikiyatrik tedaviyi veya her ikisini gündeme getirebilir.
Özellikle kişinin kıskançlık nedeniyle öfke, tehdit, takip veya şiddet davranışlarına yönelmesi durumunda konu yalnızca “ilişki problemi” olarak görülmemelidir.
Güvenlik öncelikli olmalıdır.
Bir Forum Konusu Olarak Bize Kalan Sorular
Deniz ve Murat’ın hikâyesi bana şunu düşündürdü:
Kıskançlığın kendisinden çok, onunla ne yaptığımız önemli olabilir.
Kıskançlık hissedebiliriz.
Korkabiliriz.
Partnerimizi kaybetmekten endişelenebiliriz.
Geçmiş ilişkilerimizin izlerini bugünkü ilişkimize taşıyabiliriz.
Ama bunların hiçbirinin otomatik olarak karşımızdaki insanın özgürlüğünü elimizden alma hakkı vermediğini hatırlamamız gerekir.
Bir partnerin telefonunu kontrol etmek gerçekten güven yaratıyor mu?
Yoksa yalnızca birkaç saatlik rahatlama sağlayıp yeni bir şüphe için kapı mı açıyor?
Bir insan sürekli olarak kendisini kanıtlamak zorunda kalıyorsa, ortada hâlâ bir ilişki mi vardır, yoksa bitmeyen bir soruşturma mı?
Ve belki de en zor soru:
Sevdiğimizi kaybetme korkusu, sevdiğimiz kişinin özgürlüğünü ne zaman tehdit etmeye başlıyor?
Deniz’in hikâyesinin sonunda ilişki devam etti mi, bitti mi?
Aslında bu sorunun cevabından daha önemli bir şey var.
İlişkinin devam edip etmemesinden önce, iki kişinin de kendi davranışlarına bakabilmesi gerekiyordu.
Çünkü sağlıklı bir ilişki yalnızca “Beni aldatıyor musun?” sorusuna verilen cevaptan oluşmaz.
“Birbirimize güvenebiliyor muyuz?”
“Birbirimizin sınırlarına saygı duyuyor muyuz?”
“Korkularımızı birbirimizi kontrol etmeden konuşabiliyor muyuz?”
soruları da en az bunun kadar önemlidir.
Patolojik kıskançlık söz konusu olduğunda ise mesele yalnızca sevginin fazla olması değildir.
Bazen sevgiyle karışmış yoğun bir korku, kontrol ihtiyacı ve gerçeklikle bağın zayıflaması söz konusu olabilir.
Bu nedenle “Beni kıskanıyor, demek ki çok seviyor” cümlesini romantikleştirmeden önce bir kez daha düşünmek gerekir.
Belki de gerçek sevgi, karşımızdaki insanı sürekli gözetlemek değil; onun yanında kendi korkularımızla yüzleşebilmektir.
Sizce kıskançlık hangi noktada sevgi göstergesi olmaktan çıkıp kontrol davranışına dönüşüyor? Daha önce böyle bir ilişki yaşayan veya dışarıdan gözlemleyen biri olarak siz bu sınırı nerede gördünüz?
Hikâyeyi 1000 kelimenin üzerine taşıMurat’ın değişim sürecini somutlaştır
Hikâyeyi 1000 kelimenin üzerine taşı
Murat’ın değişim sürecini somutlaştır
Forum üslubunu daha da güçlendir