Papatya neyi temsil eder ?

Umut

New member
Üstelik gerçek hayatta roller sürekli birbirine karışıyordu.

Bir kadın kriz anında son derece stratejik kararlar verebilir.

Bir erkek ailesindeki bir insanın sessizliğinden bir sorun olduğunu herkesten önce fark edebilir.

Bir baba çocuğunun duygularını taşıyan kişi olabilir.

Bir anne aynı zamanda aile şirketinin en soğukkanlı kriz yöneticisi olabilir.

Bu yüzden papatyanın “masumiyet” sembolü olması bile üzerinde düşünülmesi gereken bir konuya dönüşüyordu.

Masumiyet güzel bir değerdi.

Fakat bir insanı sürekli masum, narin, sessiz ve korunmaya muhtaç görmek başka bir şeydi.

Belki de semboller zamanla insanları anlatmak yerine insanları sınırlamaya başlayabiliyordu.

Bir Çiçeğin Toplumdan Topluma Değişen Anlamı

Murat'ın annesinin eski fotoğraflarına bakarken papatyaların farklı dönemlerde nasıl farklı anlamlar taşıdığını düşünmeye başladım.

Bir yerde aşk.

Başka bir yerde masumiyet.

Başka bir yerde baharın gelişi.

Başka bir anlatıda dayanıklılık.

Bugün ise papatya çoğu insan için samimiyet, doğallık, sade sevgi ve sıcaklık duygusunu çağrıştırabiliyor.

RHS'nin Bellis perennis için verdiği botanik bilgiler de bu çiçeğin küçük yapısına rağmen oldukça dayanıklı, çok yıllık bir bitki olduğunu gösteriyor.

Hatta modern bitki kültüründe papatyanın dayanıklılıkla ilişkilendirildiğine dair örnekler de bulunuyor. RHS'nin botanik dövmeler üzerine hazırladığı bir içerikte Bellis perennis doğrudan “resilience”, yani dayanıklılık sembolü olarak kullanılıyor.

Bu bana papatyanın belki de en güzel tarafının gözden kaçtığını düşündürdü.

Papatya yalnızca narin görünür.

Ama toprağın içinde kökleri vardır.

Çiçeğin küçüklüğü, dayanıklılığının ölçüsü değildir.

Tıpkı insanlarda olduğu gibi.

Murat'ın Planı, Neriman Hanım'ın Sessizliği

Öğleden sonra kasabada eski bir kadın derneğinin kullandığı binaya gittik. Binanın bahçesi yıllardır bakımsızdı.

Murat hemen plan çıkardı.

“Önce toprağı temizleriz. Sonra sulama sistemi. Ardından yerleşim planı.”

Ben gülümseyerek:

“İnsanlara sordun mu?”

“Bahçe için mi?”

“Evet.”

Murat sustu.

Çünkü bahçeyi yeniden düzenlemek istiyordu ama orayı kullanacak insanlara henüz sormamıştı.

Neriman Hanım ise kadınlarla konuşmaya başladı.

Kimisi çocuklarının burada oynadığını söyledi.

Kimisi eskiden bahçede oturup sohbet ettiklerini anlattı.

Bir başkası, “Benim için burası annemin gençliğinden kalan son yer,” dedi.

Murat'ın planı yanlıştı denemezdi.

Ama eksikti.

Neriman Hanım'ın dinlediği hikâyeler de tek başına yeterli değildi.

Çünkü toprağın gerçekten düzenlenmesi gerekiyordu.

O gün ikisinin yöntemleri birleşti.

Murat uygulanabilir bir plan hazırladı.

Neriman Hanım insanların ihtiyaçlarını ve geçmişten kalan bağlarını planın içine yerleştirdi.

Bahçenin bir köşesine papatyalar bırakıldı.

Çocukların oturabileceği küçük bir alan oluşturuldu.

Yaşlı kadınların sohbet edebileceği banklar yerleştirildi.

Duvarın yanına eski fotoğraflar asıldı.

Ve ortaya yalnızca güzel bir bahçe değil, insanların kendi hikâyelerini yeniden kurabilecekleri bir alan çıktı.

İşte o zaman papatyanın bana verdiği anlam değişti.

Belki papatya masumiyetten çok dengeyi temsil ediyordu.

Sade görünmesine rağmen karmaşık bir geçmiş taşıyordu.

Küçük olmasına rağmen geniş bir kültürel hafızaya dokunuyordu.

Papatya ve “Seviyor, Sevmiyor” Oyunu

Çocukluğumuzdan beri papatyanın yapraklarını koparıp “seviyor, sevmiyor” dediğimiz için çoğumuzun zihninde bu çiçek aşkın küçük bir falına dönüşmüş durumda.

Fakat belki de bu oyun başka bir şeyi de anlatıyor.

İnsanlar belirsizliği sevmiyor.

Birinin bizi sevip sevmediğini bilmek istiyoruz.

Bir ilişkinin nereye gittiğini bilmek istiyoruz.

Bir kararın doğru olup olmadığını bilmek istiyoruz.

Bu yüzden bazen papatyanın yapraklarını bile bir cevap makinesine dönüştürüyoruz.

Son yaprakta “seviyor” çıkarsa rahatlıyoruz.

“Sevmiyor” çıkarsa çiçeği suçluyoruz.

Oysa çiçek hiçbir şey söylemedi.

Kararı biz verdik.

Bu küçük çocukluk oyunu bile insan zihninin belirsizlikle baş etme biçimi üzerine düşündürücü.

Belki büyüdüğümüzde papatyanın yapraklarını koparmayı bırakıyoruz ama başka “papatyalar” buluyoruz.

Mesajların okunma saatleri…

Sosyal medya beğenileri…

Birinin ses tonu…

Bir telefonun ne kadar geç açıldığı…

Ve yine kendimizce anlamlar çıkarıyoruz.

Belki olgunlaşmak, her sorunun cevabını sembollerden aramak yerine gerektiğinde doğrudan soru sorabilmektir.

Papatyanın Bana Kalan Asıl Anlamı

Kasabadan ayrılırken Neriman Hanım bana küçük bir papatya verdi.

“Bunu kurut,” dedi.

“Neden?”

“Hatırlarsın.”

“Size geri getiririm.”

Başını salladı.

“Geri getirme. Başka birine ver.”

Arabaya bindiğimde çiçeği kitabımın arasına koydum.

Murat arabayı çalıştırdı.

Bir süre hiç konuşmadık.

Sonra:

“Biliyor musun,” dedi, “ben papatyayı hep çocuklukla ilişkilendirirdim.”

“Şimdi?”

“Şimdi dayanıklılıkla.”

Gülümsedim.

Benim içinse papatya artık tek bir kelime değildi.

Masumiyetti ama yalnızca masumiyet değildi.

Aşktı ama yalnızca aşk değildi.

Kadınlıkla ilişkilendirilmişti ama kadınları tanımlamak için kullanılabilecek kadar basit değildi.

Sadelikti ama sıradanlık değildi.

Küçüktü ama önemsiz değildi.

Ve belki en önemlisi, aynı hikâyeye farklı insanların farklı anlamlar verebileceğini hatırlatıyordu.

Tıpkı insanlar gibi.

Bir insanı yalnızca “mantıklı”, “duygusal”, “güçlü”, “hassas”, “stratejik” ya da “ilişkisel” diye tanımlamak ne kadar eksikse, bir çiçeği tek bir anlama hapsetmek de o kadar eksikti.

Papatya bana şunu düşündürdü:

Hayatımızdaki insanların bize hangi çiçeği hatırlattığından çok, onların hangi koşullarda açabildiğini anlamaya çalışsak nasıl olurdu?

Bir insanın güçlü olması, hiç kırılmaması anlamına gelmeyebilir.

Empatik olmak, çözüm üretememek değildir.

Stratejik düşünmek, duygusuz olmak değildir.

İlişkilere önem vermek, kararsız olmak değildir.

Belki gerçek denge, insanları kalıplara yerleştirmek yerine onların farklı yönlerinin aynı anda var olmasına izin vermektir.

Son Bir Soru: Sizin İçin Papatya Ne Anlatıyor?

Yıllar önce sadece “seviyor, sevmiyor” demek için kopardığımız papatya yapraklarının aslında bize bundan çok daha fazlasını anlatabileceğini hiç düşünmemiştim.

Bugün bir papatya gördüğümde aklıma önce Neriman Hanım'ın bahçesi geliyor.

Sonra Murat'ın planları.

Sonra eski mektuplar.

Sonra kadınların bazen doğrudan söyleyemediklerini sembollerle anlatmak zorunda kaldıkları dönemler.

Sonra insanların kadın ve erkek rollerini ne kadar kolay kalıplara dönüştürebildiği…

Ve en sonunda o küçük beyaz çiçeğin toprağın içinden yeniden çıkması.

Belki de papatyanın en güzel mesajı şu:

Hayat her zaman büyük ve gösterişli olmak zorunda değil. Bazen sessizce yeniden açmak da bir güç biçimidir.

Siz papatyayı düşündüğünüzde aklınıza ilk hangi kelime geliyor?

Masumiyet mi?

Aşk mı?

Çocukluk mu?

Sadakat mi?

Yoksa benim hikâyeden sonra olduğu gibi dayanıklılık mı?

Belki de forumda asıl güzel olan, tek bir doğru cevap bulmak değil.

Aynı çiçeğe bakan insanların neden bambaşka hikâyeler gördüğünü konuşmak.

Çünkü bazen bir papatyanın neyi temsil ettiğini anlamanın en iyi yolu, papatyaya değil, ona bakan insana bakmaktır.

Başlangıçtaki yazım hatasını düzelt

Başlangıçtaki yazım hatasını düzelt

Çiçek sembolizmi kaynaklarını görünür bağlantılara dönüştür

Cinsiyet rollerini daha dengeli ve somut göster