Umut
New member
Mari Nedir Trakya? Bir Kelimenin Peşinden Edirne Yollarında
Geçen yaz Trakya’da eski bir kahvede otururken, yan masadan gelen tek bir cümle yüzünden bütün akşamın yönü değişti.
“Mari, sen onu öyle yapma be kızım, dur hele…”
Cümledeki “mari” kelimesi o kadar doğal söylenmişti ki ilk anda üzerinde durmadım. Fakat masadaki gençlerden biri dönüp, “Mari ne demek biliyor musun?” diye sorunca konu bir anda açıldı.
Ben de açıkçası kesin bir cevap veremedim.
“Kadına ya da kıza seslenirken kullanılan bir söz galiba,” dedim.
Yanımızdaki yaşlı adam gülümsedi.
“Galiba değil. Bizim oralarda kelime dediğin, kimin ağzından çıktığına göre değişir.”
O gece aklımda kalan tam olarak bu cümle oldu.
Çünkü “mari”yi araştırmaya başladığımda karşıma yalnızca bir kelime çıkmadı. Trakya’nın göçlerle, komşuluklarla, farklı dillerin ve toplulukların birbirine temas etmesiyle şekillenmiş sözlü kültürüne açılan küçük bir kapı çıktı.
Üstelik işin ilginç tarafı, “mari”nin tek ve değişmez bir anlamının olduğunu söylemek de pek doğru değildi.
Araştırmalarda “mari/moru” biçiminin kadınlara yönelik bir hitap şekli, “mari”nin ise bir seslenme sözü olarak kaydedildiği görülüyor. Edirne ağızları üzerine yapılan çalışmalarda da “ma, mara, mari” biçimleri seslenme edatları arasında değerlendiriliyor.
Abis Files
+1
Benim için hikâye tam da burada başladı.
Bir Kelime, Bir Akşam ve Eski Bir Defter
Ertesi sabah kahvedeki gençlerden biri olan Murat'la buluştum.
Murat pratik düşünen, konuşurken doğrudan sonuca gitmeyi seven biriydi. Konuyu fazla romantikleştirmeden önüne bir defter koydu.
“Bak,” dedi, “bunun ne olduğunu bulmak istiyorsak önce nerelerde kullanıldığını yazacağız. Kim söylüyor, kime söylüyor, hangi cümlede geçiyor… Sonra karşılaştırırız.”
Yanımızda oturan Elif ise bambaşka bir yöntem önerdi.
“Ben önce insanlara sorarım,” dedi. “Çünkü bazı kelimeler yazıda başka, insanların hafızasında başka yaşar.”
Murat hemen itiraz etmedi.
“Tamam. Sen insanlara sor, ben kullanımları sınıflandırayım.”
O an ikisinin yaklaşımı bana ilginç geldi. Murat kelimeyi bir problem gibi çözmeye çalışıyordu; Elif ise kelimenin insanlarda uyandırdığı duyguyu anlamaya çalışıyordu.
İkisine de ihtiyaç vardı.
Çünkü “mari”yi yalnızca sözlük maddesi gibi ele alsaydık, hikâyenin yarısını kaybedecektik.
Elif ilk olarak köyün yaşlı kadınlarından birinin yanına gitti.
“Sen gençken mari kelimesini nasıl kullanırdınız?” diye sordu.
Kadın kahkaha attı.
“Nasıl kullanırdık? Her türlü kullanırdık kızım. Kızarsın, ‘mari sen ne yapıyorsun?’ dersin. Şaşırırsın, ‘mari!’ dersin. Sevdiğin çocuğa seslenirsin, yine mari dersin.”
Sonra biraz düşündü.
“Ama öyle sözlükte yazacak gibi tek manası yok bunun. Sesine bakacaksın.”
Elif defterine hiçbir şey yazmadı.
Sadece dinledi.
İşte o anda bunun da araştırmanın bir parçası olduğunu fark ettim.
“Mari” Tam Olarak Ne Demek?
En kısa cevap şu:
Trakya ağızlarında “mari”, özellikle kadınlara veya kızlara seslenirken kullanılan bir hitap/seslenme sözü olarak karşımıza çıkar.
Örneğin:
“Mari kız, buraya gelsene.”
“N'apıyon mari?”
“Mari, bak hele şuna.”
Fakat ton değiştiğinde anlamın duygusu da değişebilir.
Sevgi olabilir.
Şaşkınlık olabilir.
Sitem olabilir.
Samimiyet olabilir.
Hatta hafif bir kızgınlık bile olabilir.
Bu nedenle “mari = şu demektir” diyerek noktayı koymak, kelimenin günlük hayattaki kullanımını eksik anlatır.
Trakya ağızları üzerine kaynaklarda da “mari”nin kadınlar arasında kullanılan bir hitap/nida olduğu görülüyor. Batı Trakya Türkçesini ele alan çalışmalarda kadınların birbirlerine “ma” veya “mari” ifadeleriyle seslenebildikleri de aktarılıyor.
Abis Files
+1
Bazı güncel yerel anlatımlarda ise “mare/mari” biçiminin özellikle kız çocuklarına seslenirken kullanıldığı belirtiliyor.
Tekirdağ Bakış
Yani kahvede duyduğum cümledeki “mari”, aslında tek başına çevrilecek bir kelimeden çok, konuşmanın içine sıcaklık ve ilişki katan bir hitap biçimiydi.
Eski Trakya’nın Sesleri: Kelimeler Nereden Gelir?
Murat burada devreye girdi.
“Peki kökeni ne?” diye sordu.
İşte araştırmanın en zor kısmı buydu.
Çünkü Trakya sıradan bir coğrafya değil. Yüzyıllar boyunca farklı toplulukların yaşadığı, göçlerin gerçekleştiği, Osmanlı döneminden Cumhuriyet dönemine kadar nüfus hareketlerinin yoğun olduğu bir bölgeden söz ediyoruz.
Dolayısıyla yerel ağızlarda farklı dillerin ve kültürlerin izlerini görmek şaşırtıcı değil.
“Mari”nin kökeni konusunda da kesin olmayan çeşitli açıklamalar bulunuyor. Trakya ağızları üzerine akademik bir çalışmada “mari ve türevi kelimelerin Trakya ve Balkan ağızlarına özgü olduğu”, bunun bölgedeki Hristiyan topluluklarla tarihsel etkileşimle ilişkilendirildiği ve “Meryem” adıyla bağlantılı bir etimolojik görüşün bulunduğu belirtiliyor. Ancak bu, kelimenin kökeninin kesin olarak kanıtlandığı anlamına gelmiyor.
Abis Files
Bence burada önemli olan nokta şu:
Bir kelimenin geçmişi hakkında güçlü bir ihtimal ile kesin bilgi aynı şey değildir.
İnternette “mari kesin olarak şuradan gelir” şeklinde anlatılan birçok iddia görmek mümkün. Fakat dil tarihi söz konusu olduğunda, özellikle sözlü ağızlarda yaşayan kelimelerde temkinli olmak gerekir.
Elif de bunu duyunca başını salladı.
“İnsanların hafızasını dinlemek başka, tarih yazmak başka,” dedi. “İkisini birbirine karıştırmamak lazım.”
Murat gülümsedi.
“İlk defa aynı fikirdeyiz.”
Bir Kadının Hafızası, Bir Adamın Haritası
O gün köyün eski evlerinin arasında dolaşırken ilginç bir şey oldu.
Murat elindeki krokiye bakarak eski kahvenin, çeşmenin ve meydanın yerlerini belirliyordu.
“Buradan eski yol geçiyor,” dedi. “Evlerin konumuna bakarsan meydan eskiden daha önemliymiş.”
Elif ise evlerin önündeki kadınlarla konuşuyordu.
Kim hangi evde doğmuş?
Kim kiminle akraba?
Hangi aile Balkanlardan gelmiş?
Kim çocukluğunu nerede geçirmiş?
Bir noktada ikisini izlerken şunu düşündüm:
Murat geçmişi mekân ve bağlantılar üzerinden çözüyordu.
Elif ise geçmişi insan ilişkileri üzerinden topluyordu.
Bu, erkekler böyle olur, kadınlar şöyle olur demek değildi. İkisinin karakteri ve çalışma biçimi farklıydı. Üstelik Murat'ın insanları dinlemediğini, Elif'in de sistematik düşünmediğini söylemek mümkün değildi.
Tam tersine, ikisi birbirinin eksik bıraktığı yeri tamamlıyordu.
Murat sonunda bütün duyduklarımızı tabloya dönüştürdü.
Elif ise aynı kelimenin farklı insanlarda bıraktığı duyguları not etti.
Birinde “mari” sevgiyle hatırlanıyordu.
Bir başkasında çocuklukla.
Bir diğerinde ise annesinin sesiyle.
İşte kelimenin gerçek hikâyesi burada ortaya çıkmaya başladı.
“Mari” Bazen Bir Kelimeden Fazlasıdır
Düşünün.
Bir çocuk sokaktan eve çağrılıyor:
“Mari, gel bakayım buraya!”
Yıllar geçiyor.
Çocuk büyüyor.
Başka bir şehre taşınıyor.
İstanbul'da, Ankara'da veya başka bir yerde yaşamaya başlıyor.
Belki artık kimse ona “mari” demiyor.
Ama yıllar sonra annesini, teyzesini veya köydeki yaşlı komşusunu hatırladığında o kelime yeniden zihninde beliriyor.
Bu durumda “mari” artık sadece bir seslenme biçimi değil.
Bir hafıza düğmesi oluyor.
Bence yöresel kelimelerin en etkileyici tarafı da burada.
Bir kelime bazen bir sözlükten daha fazla şey taşır.
Göç taşır.
Aile taşır.
Mahalle taşır.
Çocukluk taşır.
İnsan ilişkileri taşır.
Trakya'nın farklı bölgelerinde kullanılan “aga”, “kızan”, “be”, “ma”, “mari” gibi ifadelerin her biri, bölgesel konuşma biçiminin küçük parçalarıdır. Yerel ağızları yalnızca “şive farklılığı” olarak görmek yerine, bu kelimelerin arkasındaki toplumsal ilişkileri de düşünmek gerekir.
Tekirdağ Bakış
+1
Tarihin Büyük Olayları Küçük Kelimelerde Saklanabilir mi?
Hikâyenin sonunda eski bir evin önünde oturduk.
Güneş batmak üzereydi.
Elif, yaşlı bir kadından duyduğu cümleyi defterine yazıyordu:
“Bizim anamız da mari derdi.”
Murat ise haritayı kapattı.
“Bir kelime için bu kadar dolaşacağımızı düşünmemiştim.”
Ben de ona sordum:
“Peki sence ne öğrendik?”
Bir süre sustu.
“Kelimenin anlamını değil sadece,” dedi. “İnsanların birbirine nasıl seslendiğini öğrendik.”
Elif söze girdi:
“Bence daha fazlası. İnsanlar birbirlerine nasıl sesleniyorsa, aralarındaki mesafeyi de öyle anlatıyorlar.”
Bu cümle bana çok anlamlı geldi.
Çünkü dil yalnızca bilgi aktarmaz.
İlişki kurar.
Birine “siz” demekle “sen” demek arasında nasıl fark varsa, yöresel bir hitap biçiminin de konuşmaya kattığı sosyal ve duygusal bir ton vardır.
“Mari”nin Trakya'daki kullanımını bu yüzden yalnızca komik bir yöresel kelime olarak görmek bana artık eksik geliyor.
Bu kelime, bölgenin sözlü kültürünün küçük ama canlı bir parçası.
Peki “Mari”nin Erkekler İçin Karşılığı Var mı?
Burada sık yapılan bir başka hataya da dikkat etmek gerekiyor.
“Mari kadınlara söyleniyorsa erkeklere kesin başka bir kelime söyleniyordur” diye düşünmek kolay.
Oysa yerel ağızlar bu kadar matematiksel çalışmaz.
Hitap biçimleri yaşa, cinsiyete, akrabalığa, arkadaşlığa, bölgeye ve hatta konuşmanın tonuna göre değişebilir.
Trakya'daki bütün yerleşimlerde aynı kullanımın bulunduğunu söylemek de doğru olmaz.
Bir köyde doğal karşılanan bir ifade başka bir yerde hiç kullanılmayabilir.
Göçmen topluluklarının konuşma biçimleri de birbirinden farklılaşabilir.
Dolayısıyla “Trakya'da herkes mari der” demek yerine, “Trakya ve Balkan Türk ağızlarının bazı bölgelerinde mari/mare biçiminde bir hitap kullanımı görülür” demek daha sağlıklı.
Dil konusunda kesin konuşmak yerine bölgesel farklılıkları kabul etmek, aslında kültürü daha doğru anlamamızı sağlar.
Bugün Bir Trakyalı “Mari” Dediğinde Ne Duyuyoruz?
Belki bir kelime duyuyoruz.
Belki bir nidayı.
Belki bir kadın hitabını.
Ama biraz daha dikkatli dinlersek, eski bir mahalleyi de duyabiliriz.
Bir annenin sesini.
Bir komşunun çağrısını.
Köy meydanında yapılan bir sohbeti.
Balkanlardan gelen bir ailenin yıllar boyunca taşıdığı konuşma alışkanlıklarını.
Belki de asıl mesele tam olarak bu.
Dil, yalnızca geçmişin müzesi değildir.
Hâlâ yaşayan bir organizmadır.
İnsanlar kullandıkça değişir.
Bazı kelimeler kaybolur.
Bazıları başka anlamlar kazanır.
Bazıları ise “mari” gibi, tek başına küçük görünmesine rağmen bir bölgenin kültürel hafızasının parçası olarak yaşamaya devam eder.
Ben o gün kahvede duyduğum cümleyi hâlâ hatırlıyorum:
“Mari, sen onu öyle yapma be kızım…”
İlk duyduğumda sıradan bir seslenmeydi.
Şimdi ise aynı cümlede Trakya'nın konuşma kültüründen, aile ilişkilerinden, geçmişten bugüne taşınan ağız özelliklerinden ve insanların birbirleriyle kurduğu yakınlıktan küçük bir iz görüyorum.
Belki de yöresel kelimeleri araştırmanın en güzel tarafı bu.
Bazen büyük tarihi kitaplarda bulamadığınız bir şeyi, bir yaşlı kadının tek cümlesinde bulabiliyorsunuz.
Ve bazen koca bir coğrafyanın hikâyesi, yalnızca beş harflik bir kelimenin içinde saklanıyor:
Mari.
Forum İçin Bir Soru: Siz “Mari”yi Nasıl Biliyorsunuz?
Sizin Trakya'da “mari”, “mare”, “ma” ya da benzeri bir hitapla ilgili duyduğunuz bir kullanım var mı?
Ailenizde bu kelimeyi kim kullanırdı?
Size göre “mari” daha çok sevgi dolu bir seslenme mi, yoksa konuşmanın tonuna göre değişen bir nida mı?
Ve daha önemlisi: Çocukluğunuzdan kalıp bugün artık çok az duyduğunuz hangi yöresel kelime var?
Bence bu tür kelimeler kayda değer.
Çünkü bir dilin yalnızca standart sözlüklerden ibaret olmadığını bize hatırlatıyorlar.
Bir kelimeyi yaşatan şey bazen kitap değil, onu yıllarca söyleyen bir insanın sesidir.
Kaynak notu: “Mari/moru” kullanımına ilişkin akademik kayıtlar, Trakya ve Balkan ağızları üzerine çalışmalar ve Edirne ağızlarına dair araştırmalar karşılaştırılarak kullanılmıştır. Özellikle Trakya ağızlarında “mari”nin kadınlara yönelik hitap/nida olarak kaydedilmesi dikkat çekmektedir. Kelimenin etimolojik kökeni konusunda ise farklı görüşler bulunduğundan, kesinlik iddiasından kaçınmak gerekir.
Abis Files
+1
Geçen yaz Trakya’da eski bir kahvede otururken, yan masadan gelen tek bir cümle yüzünden bütün akşamın yönü değişti.
“Mari, sen onu öyle yapma be kızım, dur hele…”
Cümledeki “mari” kelimesi o kadar doğal söylenmişti ki ilk anda üzerinde durmadım. Fakat masadaki gençlerden biri dönüp, “Mari ne demek biliyor musun?” diye sorunca konu bir anda açıldı.
Ben de açıkçası kesin bir cevap veremedim.
“Kadına ya da kıza seslenirken kullanılan bir söz galiba,” dedim.
Yanımızdaki yaşlı adam gülümsedi.
“Galiba değil. Bizim oralarda kelime dediğin, kimin ağzından çıktığına göre değişir.”
O gece aklımda kalan tam olarak bu cümle oldu.
Çünkü “mari”yi araştırmaya başladığımda karşıma yalnızca bir kelime çıkmadı. Trakya’nın göçlerle, komşuluklarla, farklı dillerin ve toplulukların birbirine temas etmesiyle şekillenmiş sözlü kültürüne açılan küçük bir kapı çıktı.
Üstelik işin ilginç tarafı, “mari”nin tek ve değişmez bir anlamının olduğunu söylemek de pek doğru değildi.
Araştırmalarda “mari/moru” biçiminin kadınlara yönelik bir hitap şekli, “mari”nin ise bir seslenme sözü olarak kaydedildiği görülüyor. Edirne ağızları üzerine yapılan çalışmalarda da “ma, mara, mari” biçimleri seslenme edatları arasında değerlendiriliyor.
Abis Files
+1
Benim için hikâye tam da burada başladı.
Bir Kelime, Bir Akşam ve Eski Bir Defter
Ertesi sabah kahvedeki gençlerden biri olan Murat'la buluştum.
Murat pratik düşünen, konuşurken doğrudan sonuca gitmeyi seven biriydi. Konuyu fazla romantikleştirmeden önüne bir defter koydu.
“Bak,” dedi, “bunun ne olduğunu bulmak istiyorsak önce nerelerde kullanıldığını yazacağız. Kim söylüyor, kime söylüyor, hangi cümlede geçiyor… Sonra karşılaştırırız.”
Yanımızda oturan Elif ise bambaşka bir yöntem önerdi.
“Ben önce insanlara sorarım,” dedi. “Çünkü bazı kelimeler yazıda başka, insanların hafızasında başka yaşar.”
Murat hemen itiraz etmedi.
“Tamam. Sen insanlara sor, ben kullanımları sınıflandırayım.”
O an ikisinin yaklaşımı bana ilginç geldi. Murat kelimeyi bir problem gibi çözmeye çalışıyordu; Elif ise kelimenin insanlarda uyandırdığı duyguyu anlamaya çalışıyordu.
İkisine de ihtiyaç vardı.
Çünkü “mari”yi yalnızca sözlük maddesi gibi ele alsaydık, hikâyenin yarısını kaybedecektik.
Elif ilk olarak köyün yaşlı kadınlarından birinin yanına gitti.
“Sen gençken mari kelimesini nasıl kullanırdınız?” diye sordu.
Kadın kahkaha attı.
“Nasıl kullanırdık? Her türlü kullanırdık kızım. Kızarsın, ‘mari sen ne yapıyorsun?’ dersin. Şaşırırsın, ‘mari!’ dersin. Sevdiğin çocuğa seslenirsin, yine mari dersin.”
Sonra biraz düşündü.
“Ama öyle sözlükte yazacak gibi tek manası yok bunun. Sesine bakacaksın.”
Elif defterine hiçbir şey yazmadı.
Sadece dinledi.
İşte o anda bunun da araştırmanın bir parçası olduğunu fark ettim.
“Mari” Tam Olarak Ne Demek?
En kısa cevap şu:
Trakya ağızlarında “mari”, özellikle kadınlara veya kızlara seslenirken kullanılan bir hitap/seslenme sözü olarak karşımıza çıkar.
Örneğin:
“Mari kız, buraya gelsene.”
“N'apıyon mari?”
“Mari, bak hele şuna.”
Fakat ton değiştiğinde anlamın duygusu da değişebilir.
Sevgi olabilir.
Şaşkınlık olabilir.
Sitem olabilir.
Samimiyet olabilir.
Hatta hafif bir kızgınlık bile olabilir.
Bu nedenle “mari = şu demektir” diyerek noktayı koymak, kelimenin günlük hayattaki kullanımını eksik anlatır.
Trakya ağızları üzerine kaynaklarda da “mari”nin kadınlar arasında kullanılan bir hitap/nida olduğu görülüyor. Batı Trakya Türkçesini ele alan çalışmalarda kadınların birbirlerine “ma” veya “mari” ifadeleriyle seslenebildikleri de aktarılıyor.
Abis Files
+1
Bazı güncel yerel anlatımlarda ise “mare/mari” biçiminin özellikle kız çocuklarına seslenirken kullanıldığı belirtiliyor.
Tekirdağ Bakış
Yani kahvede duyduğum cümledeki “mari”, aslında tek başına çevrilecek bir kelimeden çok, konuşmanın içine sıcaklık ve ilişki katan bir hitap biçimiydi.
Eski Trakya’nın Sesleri: Kelimeler Nereden Gelir?
Murat burada devreye girdi.
“Peki kökeni ne?” diye sordu.
İşte araştırmanın en zor kısmı buydu.
Çünkü Trakya sıradan bir coğrafya değil. Yüzyıllar boyunca farklı toplulukların yaşadığı, göçlerin gerçekleştiği, Osmanlı döneminden Cumhuriyet dönemine kadar nüfus hareketlerinin yoğun olduğu bir bölgeden söz ediyoruz.
Dolayısıyla yerel ağızlarda farklı dillerin ve kültürlerin izlerini görmek şaşırtıcı değil.
“Mari”nin kökeni konusunda da kesin olmayan çeşitli açıklamalar bulunuyor. Trakya ağızları üzerine akademik bir çalışmada “mari ve türevi kelimelerin Trakya ve Balkan ağızlarına özgü olduğu”, bunun bölgedeki Hristiyan topluluklarla tarihsel etkileşimle ilişkilendirildiği ve “Meryem” adıyla bağlantılı bir etimolojik görüşün bulunduğu belirtiliyor. Ancak bu, kelimenin kökeninin kesin olarak kanıtlandığı anlamına gelmiyor.
Abis Files
Bence burada önemli olan nokta şu:
Bir kelimenin geçmişi hakkında güçlü bir ihtimal ile kesin bilgi aynı şey değildir.
İnternette “mari kesin olarak şuradan gelir” şeklinde anlatılan birçok iddia görmek mümkün. Fakat dil tarihi söz konusu olduğunda, özellikle sözlü ağızlarda yaşayan kelimelerde temkinli olmak gerekir.
Elif de bunu duyunca başını salladı.
“İnsanların hafızasını dinlemek başka, tarih yazmak başka,” dedi. “İkisini birbirine karıştırmamak lazım.”
Murat gülümsedi.
“İlk defa aynı fikirdeyiz.”
Bir Kadının Hafızası, Bir Adamın Haritası
O gün köyün eski evlerinin arasında dolaşırken ilginç bir şey oldu.
Murat elindeki krokiye bakarak eski kahvenin, çeşmenin ve meydanın yerlerini belirliyordu.
“Buradan eski yol geçiyor,” dedi. “Evlerin konumuna bakarsan meydan eskiden daha önemliymiş.”
Elif ise evlerin önündeki kadınlarla konuşuyordu.
Kim hangi evde doğmuş?
Kim kiminle akraba?
Hangi aile Balkanlardan gelmiş?
Kim çocukluğunu nerede geçirmiş?
Bir noktada ikisini izlerken şunu düşündüm:
Murat geçmişi mekân ve bağlantılar üzerinden çözüyordu.
Elif ise geçmişi insan ilişkileri üzerinden topluyordu.
Bu, erkekler böyle olur, kadınlar şöyle olur demek değildi. İkisinin karakteri ve çalışma biçimi farklıydı. Üstelik Murat'ın insanları dinlemediğini, Elif'in de sistematik düşünmediğini söylemek mümkün değildi.
Tam tersine, ikisi birbirinin eksik bıraktığı yeri tamamlıyordu.
Murat sonunda bütün duyduklarımızı tabloya dönüştürdü.
Elif ise aynı kelimenin farklı insanlarda bıraktığı duyguları not etti.
Birinde “mari” sevgiyle hatırlanıyordu.
Bir başkasında çocuklukla.
Bir diğerinde ise annesinin sesiyle.
İşte kelimenin gerçek hikâyesi burada ortaya çıkmaya başladı.
“Mari” Bazen Bir Kelimeden Fazlasıdır
Düşünün.
Bir çocuk sokaktan eve çağrılıyor:
“Mari, gel bakayım buraya!”
Yıllar geçiyor.
Çocuk büyüyor.
Başka bir şehre taşınıyor.
İstanbul'da, Ankara'da veya başka bir yerde yaşamaya başlıyor.
Belki artık kimse ona “mari” demiyor.
Ama yıllar sonra annesini, teyzesini veya köydeki yaşlı komşusunu hatırladığında o kelime yeniden zihninde beliriyor.
Bu durumda “mari” artık sadece bir seslenme biçimi değil.
Bir hafıza düğmesi oluyor.
Bence yöresel kelimelerin en etkileyici tarafı da burada.
Bir kelime bazen bir sözlükten daha fazla şey taşır.
Göç taşır.
Aile taşır.
Mahalle taşır.
Çocukluk taşır.
İnsan ilişkileri taşır.
Trakya'nın farklı bölgelerinde kullanılan “aga”, “kızan”, “be”, “ma”, “mari” gibi ifadelerin her biri, bölgesel konuşma biçiminin küçük parçalarıdır. Yerel ağızları yalnızca “şive farklılığı” olarak görmek yerine, bu kelimelerin arkasındaki toplumsal ilişkileri de düşünmek gerekir.
Tekirdağ Bakış
+1
Tarihin Büyük Olayları Küçük Kelimelerde Saklanabilir mi?
Hikâyenin sonunda eski bir evin önünde oturduk.
Güneş batmak üzereydi.
Elif, yaşlı bir kadından duyduğu cümleyi defterine yazıyordu:
“Bizim anamız da mari derdi.”
Murat ise haritayı kapattı.
“Bir kelime için bu kadar dolaşacağımızı düşünmemiştim.”
Ben de ona sordum:
“Peki sence ne öğrendik?”
Bir süre sustu.
“Kelimenin anlamını değil sadece,” dedi. “İnsanların birbirine nasıl seslendiğini öğrendik.”
Elif söze girdi:
“Bence daha fazlası. İnsanlar birbirlerine nasıl sesleniyorsa, aralarındaki mesafeyi de öyle anlatıyorlar.”
Bu cümle bana çok anlamlı geldi.
Çünkü dil yalnızca bilgi aktarmaz.
İlişki kurar.
Birine “siz” demekle “sen” demek arasında nasıl fark varsa, yöresel bir hitap biçiminin de konuşmaya kattığı sosyal ve duygusal bir ton vardır.
“Mari”nin Trakya'daki kullanımını bu yüzden yalnızca komik bir yöresel kelime olarak görmek bana artık eksik geliyor.
Bu kelime, bölgenin sözlü kültürünün küçük ama canlı bir parçası.
Peki “Mari”nin Erkekler İçin Karşılığı Var mı?
Burada sık yapılan bir başka hataya da dikkat etmek gerekiyor.
“Mari kadınlara söyleniyorsa erkeklere kesin başka bir kelime söyleniyordur” diye düşünmek kolay.
Oysa yerel ağızlar bu kadar matematiksel çalışmaz.
Hitap biçimleri yaşa, cinsiyete, akrabalığa, arkadaşlığa, bölgeye ve hatta konuşmanın tonuna göre değişebilir.
Trakya'daki bütün yerleşimlerde aynı kullanımın bulunduğunu söylemek de doğru olmaz.
Bir köyde doğal karşılanan bir ifade başka bir yerde hiç kullanılmayabilir.
Göçmen topluluklarının konuşma biçimleri de birbirinden farklılaşabilir.
Dolayısıyla “Trakya'da herkes mari der” demek yerine, “Trakya ve Balkan Türk ağızlarının bazı bölgelerinde mari/mare biçiminde bir hitap kullanımı görülür” demek daha sağlıklı.
Dil konusunda kesin konuşmak yerine bölgesel farklılıkları kabul etmek, aslında kültürü daha doğru anlamamızı sağlar.
Bugün Bir Trakyalı “Mari” Dediğinde Ne Duyuyoruz?
Belki bir kelime duyuyoruz.
Belki bir nidayı.
Belki bir kadın hitabını.
Ama biraz daha dikkatli dinlersek, eski bir mahalleyi de duyabiliriz.
Bir annenin sesini.
Bir komşunun çağrısını.
Köy meydanında yapılan bir sohbeti.
Balkanlardan gelen bir ailenin yıllar boyunca taşıdığı konuşma alışkanlıklarını.
Belki de asıl mesele tam olarak bu.
Dil, yalnızca geçmişin müzesi değildir.
Hâlâ yaşayan bir organizmadır.
İnsanlar kullandıkça değişir.
Bazı kelimeler kaybolur.
Bazıları başka anlamlar kazanır.
Bazıları ise “mari” gibi, tek başına küçük görünmesine rağmen bir bölgenin kültürel hafızasının parçası olarak yaşamaya devam eder.
Ben o gün kahvede duyduğum cümleyi hâlâ hatırlıyorum:
“Mari, sen onu öyle yapma be kızım…”
İlk duyduğumda sıradan bir seslenmeydi.
Şimdi ise aynı cümlede Trakya'nın konuşma kültüründen, aile ilişkilerinden, geçmişten bugüne taşınan ağız özelliklerinden ve insanların birbirleriyle kurduğu yakınlıktan küçük bir iz görüyorum.
Belki de yöresel kelimeleri araştırmanın en güzel tarafı bu.
Bazen büyük tarihi kitaplarda bulamadığınız bir şeyi, bir yaşlı kadının tek cümlesinde bulabiliyorsunuz.
Ve bazen koca bir coğrafyanın hikâyesi, yalnızca beş harflik bir kelimenin içinde saklanıyor:
Mari.
Forum İçin Bir Soru: Siz “Mari”yi Nasıl Biliyorsunuz?
Sizin Trakya'da “mari”, “mare”, “ma” ya da benzeri bir hitapla ilgili duyduğunuz bir kullanım var mı?
Ailenizde bu kelimeyi kim kullanırdı?
Size göre “mari” daha çok sevgi dolu bir seslenme mi, yoksa konuşmanın tonuna göre değişen bir nida mı?
Ve daha önemlisi: Çocukluğunuzdan kalıp bugün artık çok az duyduğunuz hangi yöresel kelime var?
Bence bu tür kelimeler kayda değer.
Çünkü bir dilin yalnızca standart sözlüklerden ibaret olmadığını bize hatırlatıyorlar.
Bir kelimeyi yaşatan şey bazen kitap değil, onu yıllarca söyleyen bir insanın sesidir.
Kaynak notu: “Mari/moru” kullanımına ilişkin akademik kayıtlar, Trakya ve Balkan ağızları üzerine çalışmalar ve Edirne ağızlarına dair araştırmalar karşılaştırılarak kullanılmıştır. Özellikle Trakya ağızlarında “mari”nin kadınlara yönelik hitap/nida olarak kaydedilmesi dikkat çekmektedir. Kelimenin etimolojik kökeni konusunda ise farklı görüşler bulunduğundan, kesinlik iddiasından kaçınmak gerekir.
Abis Files
+1