Ergenliğin psikolojik belirtileri nelerdir ?

Berk

New member
“Hormonlar Yüzünden” Açıklaması Nerede Yetersiz Kalıyor?

Bence ergenlik hakkında en kolay ama en eksik açıklamalardan biri “Hormonlar yüzünden böyle” demek.

Evet, puberte hormonlarla ilişkili biyolojik değişikliklerin yaşandığı bir süreçtir. Fakat psikolojik davranış yalnızca hormonlardan oluşmaz. Beyin gelişimi, aile ilişkileri, okul ortamı, arkadaş grubu, ekonomik koşullar, kültürel beklentiler, sosyal medya, travmatik deneyimler ve bireysel kişilik özellikleri de tabloyu etkileyebilir.

Üstelik ergenlik bir anda başlayıp biten bir olay değil; yıllara yayılan karmaşık bir gelişim süreci. Pubertal gelişimin zamanlaması da bireyler arasında önemli ölçüde değişebiliyor. Biyoteknoloji Merkezi+1

Dolayısıyla aynı yaşta iki gencin birbirinden tamamen farklı davranması şaşırtıcı değil.

Eleştirilmesi Gereken İki Uç Yaklaşım Var

Birinci uç yaklaşım, ergenin yaptığı her şeyi problem olarak görmek.

“Odana kapandın, psikoloğa gidelim.”

“Arkadaşlarınla çok zaman geçiriyorsun, sorun var.”

“Bize karşı çıkıyorsun, karakterin bozuldu.”

Bu yaklaşım normal gelişimsel bağımsızlaşmayı patolojik hale getirebilir.

İkinci uç ise bunun tam tersi:

“Ergenlik işte.”

“Bütün gençler böyle.”

“Nasıl olsa geçer.”

Bu yaklaşım ise gerçek bir depresyonu, yoğun kaygıyı veya başka bir ruh sağlığı sorununu gözden kaçırabilir.

Bence sağlıklı yaklaşım bu iki uç arasında bulunuyor: Davranışın süresine, şiddetine, bağlamına ve günlük yaşam üzerindeki etkisine bakmak.

Bir genç bir gün sinirli olabilir. Ama haftalar boyunca sürekli çökkünse başka bir şey düşünülebilir.

Bir genç bazen odasında yalnız kalabilir. Ama bütün arkadaşlıklarını bırakıp sosyal hayattan tamamen çekiliyorsa daha dikkatli olmak gerekir.

Bir genç sınavdan dolayı bir gece uyuyamayabilir. Ancak uzun süre devam eden ciddi uyku sorunları farklı değerlendirilmelidir.

Ergeni Dinlemek mi, Çözüm Sunmak mı?

Burada cinsiyet üzerinden yapılan stratejik ve empatik yaklaşım ayrımı da ilginç bir tartışma alanı açıyor. Bazı gençler sorunlarını anlattığında hemen çözüm arayabilir. “Ne yapabilirim?” diye düşünmek onları rahatlatabilir. Bazıları ise öncelikle anlaşılmak ister.

Yetişkinlerin yaptığı yaygın hata, karşısındaki kişinin ihtiyacını sormadan kendi iletişim biçimini dayatmak.

Bazen “Bunu nasıl çözeriz?” sorusu işe yarar.

Bazen ise “Bunun seni neden bu kadar etkilediğini biraz anlatmak ister misin?” sorusu daha değerlidir.

Bunları kadınlara ve erkeklere göre ayırmak yerine kişiye göre değerlendirmek daha sağlıklı görünüyor.

Çünkü empati ile çözüm üretmek birbirinin düşmanı değil. İyi bir iletişimde ikisine de yer olabilir.

Peki Hangi Durumlarda Daha Ciddi Düşünmeliyiz?

Bence forumlarda en önemli ayrım burada yapılmalı. Ergenlikteki değişikliklerin tamamını hastalık olarak görmemeliyiz; fakat ciddi uyarı işaretlerini de normalleştirmemeliyiz.

Özellikle uzun süren ve belirginleşen:

- çökkünlük veya umutsuzluk,

- yoğun ve kontrol edilmesi zor kaygı,

- arkadaşlardan ve aileden belirgin biçimde uzaklaşma,

- okul ve günlük işlevlerde ciddi düşüş,

- ciddi uyku veya iştah değişiklikleri,

- aşırı öfke ve kontrol kaybı,

- kendine zarar verme davranışları veya ölümle ilgili düşünceler

gibi durumlarda profesyonel değerlendirme önem kazanır.

Burada amaç gence hemen bir etiket yapıştırmak değil; yaşadığı şeyin gelişimsel bir dalgalanma mı yoksa yardım gerektiren bir durum mu olduğunu anlamaya çalışmaktır.

Sonuç: Ergenlik Bir “Sorun Dönemi” Değil, Hassas Bir Gelişim Dönemi

Benim açımdan bu konunun en önemli noktası şu: Ergenliği yalnızca “zor bir dönem” şeklinde tanımlamak, aslında dönemin olumlu taraflarını da kaçırmamıza neden oluyor.

Araştırmalar ergen beyninin hâlâ gelişmekte olduğunu ve bu dönemin yalnızca risklerle değil, aynı zamanda öğrenme, uyum sağlama, kimlik geliştirme ve yeni sosyal ilişkiler kurma açısından önemli fırsatlarla da ilişkili olduğunu gösteriyor. Biyoteknoloji Merkezi+1

Dolayısıyla ergenin değişmesini otomatik olarak “bozulma” şeklinde yorumlamak yerine, değişimin ne anlattığını anlamaya çalışmak daha doğru.

Belki de asıl soru “Ergenlikte neden böyle davranıyor?” değil.

“Bu davranış bize onun şu anda neye ihtiyaç duyduğunu söylüyor?” olabilir.

Aynı şekilde kendimize de birkaç soru sormakta fayda var:

Bir gencin bağımsızlaşma isteğini ne zaman saygısızlık olarak yorumluyoruz?

Duygusal dalgalanma ile ruh sağlığı sorununu birbirinden ayırmak için yeterince gözlem yapıyor muyuz?

Erkeklerin daha çözüm odaklı, kadınların daha ilişkisel olduğu yönündeki kalıplar gerçekten bireyi açıklıyor mu, yoksa onu bir kalıba mı sokuyor?

Bir genci dinlerken onun ihtiyacını mı dikkate alıyoruz, yoksa kendi yetişkinlik deneyimlerimizi mi dayatıyoruz?

Bence ergenliği anlamanın en sağlıklı yolu, ne romantikleştirmek ne de korkulacak bir dönem gibi görmek. Bilimsel kanıtları dikkate alırken bireysel farklılıkları da unutmamak gerekiyor. Çünkü ergenlik herkes için aynı yaşanan bir süreç değil; biyoloji, kişilik ve çevrenin sürekli birbirini etkilediği karmaşık bir gelişim dönemi.

Ve belki yetişkinlerin yapabileceği en değerli şey, her davranışa hemen bir isim koymak yerine biraz daha fazla gözlemlemek, biraz daha fazla dinlemek ve gerektiğinde profesyonel yardım istemekten çekinmemek.

Kaynaklar: National Academies of Sciences, Engineering, and Medicine – The Promise of Adolescence; National Research Council/Institute of Medicine – Adolescent Development and the Biology of Puberty; World Bank/NCBI – Child and Adolescent Health and Development; Vijayakumar ve ark. – Puberty and the human brain: insights into adolescent development; Developmental brain changes during puberty and associations with mental health problems. PubMed Central (PMC)+4Biyoteknoloji Merkezi+4Biyoteknoloji Merkezi+4