Berk
New member
Sizce günümüzde çocuklara gerçekten sabretmeyi mi öğretiyoruz, yoksa yalnızca sabırlı görünmelerini mi bekliyoruz?
4. BÖLÜM: PARKTA YAŞANAN OLAY VE KÜÇÜK BİR FARKINDALIK
Bir cumartesi günü Murat, Zeynep ve Efe parka gitti. Efe'nin en sevdiği bölüm, çocukların tırmanıp kayabildiği büyük oyun alanıydı.
Salıncağın önünde birkaç çocuk bekliyordu. Efe, salıncakta oturan çocuğun inmesini beklemeden ileri atıldı.
"Artık benim sıram!"
Diğer çocuğun babası, Efe'ye sertçe baktı. "Sıranı beklemeyi öğrenemedin mi hâlâ?" diye sordu.
Efe'nin yüzü kızardı. Birkaç saniye içinde bağırmaya başladı.
"Ben istiyorum! Hep başkaları biniyor!"
Murat önce oğlunu kenara çekmeyi ve parkın o bölümünden uzaklaştırmayı düşündü. Böylece tartışmanın büyümesini engelleyebilirdi. Ancak bu kez biraz farklı davranmaya karar verdi.
Efe'nin yanına çömeldi.
"Salıncağa çok binmek istiyorsun. Beklemek zor geldi, bunu anlıyorum. Ama başkası inerken önüne geçemezsin. Şimdi iki seçeneğin var: Sıranın gelmesini benimle bekleyebilir ya da biraz dinlenip sonra geri dönebilirsin."
Zeynep de yanlarına geldi.
"Beklerken sıkılman normal. İstersen sıra gelene kadar kaç çocuk olduğunu birlikte sayalım."
Efe hâlâ kızgındı. İlk başta itiraz etti, sonra annesiyle çocukları saymaya başladı. Bir süre sonra sıra ona geldi.
Salıncaktan indikten sonra Murat oğluna, "Biraz önce çok kızdın ama beklemeyi başardın," dedi.
Burada önemli olan, Efe'nin hiç öfkelenmemesi değildi. Öfkelenmesine rağmen davranışını düzenlemek için destek alabilmesiydi.
Çünkü dürtü kontrolü yalnızca "yapma" denildiğinde durabilmekten ibaret değildir. Çocuğun bir isteği fark etmesi, beklemesi, alternatif düşünmesi ve duygusu yoğunken bile uygun davranışı seçmeyi öğrenmesi gerekir.
Bu beceriler bir konuşmayla tamamlanmaz. Tekrarlanan deneyimlerle, yetişkinlerin rehberliğiyle ve yaşa uygun beklentilerle gelişir.
Üstelik her seferinde aynı kolaylıkta gerçekleşmez. Bir gün beklemeyi başaran çocuk, ertesi gün uykusuz olduğunda veya çok heyecanlandığında yeniden zorlanabilir. Bu, öğrenmenin hiç gerçekleşmediği anlamına gelmez.
5. BÖLÜM: EFE NEDEN BAZEN DÜŞÜNMEDEN HAREKET EDİYORDU?
Efe'nin ailesi, zamanla dürtüselliğin birkaç farklı biçimde ortaya çıkabileceğini fark etti.
Ani hareketler ve bekleyememe
Efe, aklına bir fikir geldiğinde hemen uygulamak istiyordu. Arkadaşının elindeki arabayı gördüğünde onu istemesiyle arabayı alması arasında neredeyse hiç zaman yoktu. Bir oyunda sıra beklemek ona çok uzun geliyordu.
Bu tür davranışlar, özellikle küçük çocuklarda gelişmekte olan öz düzenleme becerileriyle ilişkili olabilir. Çocuğa sırayı gösteren bir işaret, kısa ve anlaşılır yönergeler ya da bekleme süresini küçük parçalara bölmek yardımcı olabilir.
Düşünmeden konuşmak ve söz kesmek
Efe, öğretmeni bir soru sorduğunda cevabı biliyorsa hemen bağırarak söylüyordu. Evde de anne ve babası konuşurken araya giriyordu.
Ailesi, söz kesmenin her zaman saygısızlık anlamına gelmediğini fark etti. Efe bazen düşüncesini unutacağından korkuyor, bazen de heyecanını kontrol etmekte zorlanıyordu.
Bu nedenle ona yalnızca "Söz kesme!" demek yerine, konuşma sırasını gösteren küçük bir işaret kullanmaya başladılar. Efe'nin aklına geleni unutmamak için bir kelimeyi not etmesine veya sırasını beklerken elini kaldırmasına izin verdiler.
Duyguların hızla yükselmesi
Bir yapbozun parçasını bulamadığında Efe hemen öfkelenebiliyor, bazen oyunu bırakıyor, bazen de elindeki parçaları fırlatıyordu.
Bu durumlarda yetişkinlerin uzun açıklamalar yapması pek işe yaramıyordu. Efe çok öfkeliyken karmaşık cümleleri takip etmekte zorlanıyordu.
Ailesi önce ortamı sakinleştirmeye, güvenliği sağlamaya ve duygusunu adlandırmasına yardımcı olmaya başladı.
"Şu anda çok sinirlendin. Yapbozu tamamlamak istiyordun ama parçayı bulamadın. Biraz sakinleşelim, sonra birlikte bakalım."
Duyguyu kabul etmek, zarar verici davranışı onaylamak değildir. Çocuğa hem hislerinin anlaşılabilir olduğunu hem de davranışlarının sınırları bulunduğunu gösterir.
Sonuçları önceden değerlendirmekte zorlanmak
Efe bazen yüksek bir yerden atlamak, hızla yola doğru koşmak veya tehlikeli bir oyuncağı denemek istiyordu. Bu gibi durumlarda yalnızca sözlü uyarı yeterli olmayabilirdi.
Murat ve Zeynep, özellikle güvenlik söz konusu olduğunda çevreyi düzenlemeye önem verdiler. Yola yakın alanlarda elini tutuyor, tehlikeli eşyalara erişimini sınırlıyor ve güvenli oyun seçenekleri sunuyorlardı.
Çocuğun kendini kontrol etmeyi öğrenmesini beklemek, onu henüz hazır olmadığı risklerle baş başa bırakmak anlamına gelmemelidir.
6. BÖLÜM: CEZA MI, SINIR MI? AİLENİN ZOR SINAVI
Bir akşam Efe, kızgınlıkla oyuncak kutusunu devirdi. Parçalar odanın her tarafına dağıldı. Murat'ın sabrı tükendi.
"Artık yeter! Bir daha oyuncaklarını alamayacaksın!"
Efe ağlamaya başladı. Zeynep de yorulmuştu. İkisi de gün boyunca yaşanan sorunların bitmesini istiyordu.
O akşam tartıştıktan sonra, çocukların davranışlarını yönetirken ceza ile sınır koyma arasındaki farkı konuşmaya karar verdiler.
Ceza çoğu zaman çocuğa yaptığı davranışın yanlış olduğunu göstermeyi amaçlar; ancak ağır, aşağılayıcı veya tutarsız biçimde uygulandığında çocuğun ne yapması gerektiğini öğrenmesini zorlaştırabilir. Sınır koymak ise hangi davranışın kabul edilemez olduğunu açıkça belirtirken çocuğa uygun bir alternatif de sunar.
Ertesi gün Efe yeniden oyuncaklarını yere attığında Murat daha kısa konuştu:
"Oyuncakları fırlatmana izin veremem. Birine çarpabilir. Şimdi önce güvenli bir yere geçeceğiz. Sakinleştiğinde oyuncakları birlikte toplayacağız."
Efe hemen sakinleşmedi. Bir süre ağladı, sonra annesinin yanında oturdu. Kendini daha iyi hissettiğinde oyuncakları toplamaya yardım etti.
Ailesi, her olayın sonunda uzun bir nasihat vermek yerine kısa ve tutarlı sonuçlar uygulamayı öğrendi. Bir davranışın sonucunun, mümkün olduğunca davranışla bağlantılı olmasına dikkat ettiler.
Örneğin, oyun sırasında arkadaşının eşyasını izinsiz alan Efe'den eşyayı geri vermesi ve arkadaşına nasıl sorabileceğini denemesi istendi. Bir etkinliği yarıda bırakıp başka bir etkinliğe geçtiğinde ise önce başladığı işi tamamlamasına yardımcı olacak küçük bir hedef belirlediler.
Burada amaç Efe'yi utandırmak değil, davranışının başkaları üzerindeki etkisini anlamasını sağlamaktı.
Çocuklar sınırları yalnızca sözlerle öğrenmez. Yetişkinlerin aynı durumda benzer biçimde davranması, kuralların anlaşılır olması ve çocuğun uygun davranış gösterdiğinde bunun fark edilmesi de önemlidir.
7. BÖLÜM: BİR ÇOCUĞUN DAVRANIŞI HER ZAMAN BİR TANININ İŞARETİ MİDİR?
Efe'nin öğretmeni, aileyle yaptığı görüşmelerden birinde dikkat ve davranış düzenleme güçlüklerinin farklı nedenleri olabileceğini hatırlattı.
Örneğin dürtüsellik, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun (DEHB) belirtilerinden biri olabilir. Ancak tek başına dürtüsel davranmak, çocuğun DEHB olduğu anlamına gelmez.
Uyku sorunları, kaygı, yoğun stres, çevresel değişiklikler, gelişimsel farklılıklar ve çocuğun yaşına uygun olmayan beklentiler de davranışlarını etkileyebilir. Bazen birden fazla etken bir arada bulunabilir.
DEHB değerlendirmesinde belirtilerin sürekliliği, çocuğun gelişim düzeyine göre beklenenden belirgin olması, birden fazla ortamda görülmesi ve günlük işlevselliği etkilemesi gibi noktalar dikkate alınır. Tanı, yalnızca bir öğretmenin gözlemiyle veya bir davranış listesiyle konulmaz; kapsamlı bir uzman değerlendirmesi gerektirir.
Efe'nin ailesi de bu nedenle kendi başlarına tanı koymaya çalışmak yerine öğretmeninden gözlemlerini paylaşmasını istedi. Zorluklar devam ettiğinde bir çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanından değerlendirme alma seçeneğini gündemlerinde tuttular.
Çünkü bir çocuğun ihtiyacını doğru anlamak, ona yanlış bir etiket yapıştırmaktan çok daha değerlidir.
Öte yandan, sorunların kendiliğinden geçmesini beklemek de her zaman doğru değildir. Dürtüsel davranışlar çocuğun arkadaşlıklarını, okul başarısını, aile ilişkilerini veya güvenliğini belirgin biçimde etkiliyorsa profesyonel destek almak önemlidir.
4. BÖLÜM: PARKTA YAŞANAN OLAY VE KÜÇÜK BİR FARKINDALIK
Bir cumartesi günü Murat, Zeynep ve Efe parka gitti. Efe'nin en sevdiği bölüm, çocukların tırmanıp kayabildiği büyük oyun alanıydı.
Salıncağın önünde birkaç çocuk bekliyordu. Efe, salıncakta oturan çocuğun inmesini beklemeden ileri atıldı.
"Artık benim sıram!"
Diğer çocuğun babası, Efe'ye sertçe baktı. "Sıranı beklemeyi öğrenemedin mi hâlâ?" diye sordu.
Efe'nin yüzü kızardı. Birkaç saniye içinde bağırmaya başladı.
"Ben istiyorum! Hep başkaları biniyor!"
Murat önce oğlunu kenara çekmeyi ve parkın o bölümünden uzaklaştırmayı düşündü. Böylece tartışmanın büyümesini engelleyebilirdi. Ancak bu kez biraz farklı davranmaya karar verdi.
Efe'nin yanına çömeldi.
"Salıncağa çok binmek istiyorsun. Beklemek zor geldi, bunu anlıyorum. Ama başkası inerken önüne geçemezsin. Şimdi iki seçeneğin var: Sıranın gelmesini benimle bekleyebilir ya da biraz dinlenip sonra geri dönebilirsin."
Zeynep de yanlarına geldi.
"Beklerken sıkılman normal. İstersen sıra gelene kadar kaç çocuk olduğunu birlikte sayalım."
Efe hâlâ kızgındı. İlk başta itiraz etti, sonra annesiyle çocukları saymaya başladı. Bir süre sonra sıra ona geldi.
Salıncaktan indikten sonra Murat oğluna, "Biraz önce çok kızdın ama beklemeyi başardın," dedi.
Burada önemli olan, Efe'nin hiç öfkelenmemesi değildi. Öfkelenmesine rağmen davranışını düzenlemek için destek alabilmesiydi.
Çünkü dürtü kontrolü yalnızca "yapma" denildiğinde durabilmekten ibaret değildir. Çocuğun bir isteği fark etmesi, beklemesi, alternatif düşünmesi ve duygusu yoğunken bile uygun davranışı seçmeyi öğrenmesi gerekir.
Bu beceriler bir konuşmayla tamamlanmaz. Tekrarlanan deneyimlerle, yetişkinlerin rehberliğiyle ve yaşa uygun beklentilerle gelişir.
Üstelik her seferinde aynı kolaylıkta gerçekleşmez. Bir gün beklemeyi başaran çocuk, ertesi gün uykusuz olduğunda veya çok heyecanlandığında yeniden zorlanabilir. Bu, öğrenmenin hiç gerçekleşmediği anlamına gelmez.
5. BÖLÜM: EFE NEDEN BAZEN DÜŞÜNMEDEN HAREKET EDİYORDU?
Efe'nin ailesi, zamanla dürtüselliğin birkaç farklı biçimde ortaya çıkabileceğini fark etti.
Ani hareketler ve bekleyememe
Efe, aklına bir fikir geldiğinde hemen uygulamak istiyordu. Arkadaşının elindeki arabayı gördüğünde onu istemesiyle arabayı alması arasında neredeyse hiç zaman yoktu. Bir oyunda sıra beklemek ona çok uzun geliyordu.
Bu tür davranışlar, özellikle küçük çocuklarda gelişmekte olan öz düzenleme becerileriyle ilişkili olabilir. Çocuğa sırayı gösteren bir işaret, kısa ve anlaşılır yönergeler ya da bekleme süresini küçük parçalara bölmek yardımcı olabilir.
Düşünmeden konuşmak ve söz kesmek
Efe, öğretmeni bir soru sorduğunda cevabı biliyorsa hemen bağırarak söylüyordu. Evde de anne ve babası konuşurken araya giriyordu.
Ailesi, söz kesmenin her zaman saygısızlık anlamına gelmediğini fark etti. Efe bazen düşüncesini unutacağından korkuyor, bazen de heyecanını kontrol etmekte zorlanıyordu.
Bu nedenle ona yalnızca "Söz kesme!" demek yerine, konuşma sırasını gösteren küçük bir işaret kullanmaya başladılar. Efe'nin aklına geleni unutmamak için bir kelimeyi not etmesine veya sırasını beklerken elini kaldırmasına izin verdiler.
Duyguların hızla yükselmesi
Bir yapbozun parçasını bulamadığında Efe hemen öfkelenebiliyor, bazen oyunu bırakıyor, bazen de elindeki parçaları fırlatıyordu.
Bu durumlarda yetişkinlerin uzun açıklamalar yapması pek işe yaramıyordu. Efe çok öfkeliyken karmaşık cümleleri takip etmekte zorlanıyordu.
Ailesi önce ortamı sakinleştirmeye, güvenliği sağlamaya ve duygusunu adlandırmasına yardımcı olmaya başladı.
"Şu anda çok sinirlendin. Yapbozu tamamlamak istiyordun ama parçayı bulamadın. Biraz sakinleşelim, sonra birlikte bakalım."
Duyguyu kabul etmek, zarar verici davranışı onaylamak değildir. Çocuğa hem hislerinin anlaşılabilir olduğunu hem de davranışlarının sınırları bulunduğunu gösterir.
Sonuçları önceden değerlendirmekte zorlanmak
Efe bazen yüksek bir yerden atlamak, hızla yola doğru koşmak veya tehlikeli bir oyuncağı denemek istiyordu. Bu gibi durumlarda yalnızca sözlü uyarı yeterli olmayabilirdi.
Murat ve Zeynep, özellikle güvenlik söz konusu olduğunda çevreyi düzenlemeye önem verdiler. Yola yakın alanlarda elini tutuyor, tehlikeli eşyalara erişimini sınırlıyor ve güvenli oyun seçenekleri sunuyorlardı.
Çocuğun kendini kontrol etmeyi öğrenmesini beklemek, onu henüz hazır olmadığı risklerle baş başa bırakmak anlamına gelmemelidir.
6. BÖLÜM: CEZA MI, SINIR MI? AİLENİN ZOR SINAVI
Bir akşam Efe, kızgınlıkla oyuncak kutusunu devirdi. Parçalar odanın her tarafına dağıldı. Murat'ın sabrı tükendi.
"Artık yeter! Bir daha oyuncaklarını alamayacaksın!"
Efe ağlamaya başladı. Zeynep de yorulmuştu. İkisi de gün boyunca yaşanan sorunların bitmesini istiyordu.
O akşam tartıştıktan sonra, çocukların davranışlarını yönetirken ceza ile sınır koyma arasındaki farkı konuşmaya karar verdiler.
Ceza çoğu zaman çocuğa yaptığı davranışın yanlış olduğunu göstermeyi amaçlar; ancak ağır, aşağılayıcı veya tutarsız biçimde uygulandığında çocuğun ne yapması gerektiğini öğrenmesini zorlaştırabilir. Sınır koymak ise hangi davranışın kabul edilemez olduğunu açıkça belirtirken çocuğa uygun bir alternatif de sunar.
Ertesi gün Efe yeniden oyuncaklarını yere attığında Murat daha kısa konuştu:
"Oyuncakları fırlatmana izin veremem. Birine çarpabilir. Şimdi önce güvenli bir yere geçeceğiz. Sakinleştiğinde oyuncakları birlikte toplayacağız."
Efe hemen sakinleşmedi. Bir süre ağladı, sonra annesinin yanında oturdu. Kendini daha iyi hissettiğinde oyuncakları toplamaya yardım etti.
Ailesi, her olayın sonunda uzun bir nasihat vermek yerine kısa ve tutarlı sonuçlar uygulamayı öğrendi. Bir davranışın sonucunun, mümkün olduğunca davranışla bağlantılı olmasına dikkat ettiler.
Örneğin, oyun sırasında arkadaşının eşyasını izinsiz alan Efe'den eşyayı geri vermesi ve arkadaşına nasıl sorabileceğini denemesi istendi. Bir etkinliği yarıda bırakıp başka bir etkinliğe geçtiğinde ise önce başladığı işi tamamlamasına yardımcı olacak küçük bir hedef belirlediler.
Burada amaç Efe'yi utandırmak değil, davranışının başkaları üzerindeki etkisini anlamasını sağlamaktı.
Çocuklar sınırları yalnızca sözlerle öğrenmez. Yetişkinlerin aynı durumda benzer biçimde davranması, kuralların anlaşılır olması ve çocuğun uygun davranış gösterdiğinde bunun fark edilmesi de önemlidir.
7. BÖLÜM: BİR ÇOCUĞUN DAVRANIŞI HER ZAMAN BİR TANININ İŞARETİ MİDİR?
Efe'nin öğretmeni, aileyle yaptığı görüşmelerden birinde dikkat ve davranış düzenleme güçlüklerinin farklı nedenleri olabileceğini hatırlattı.
Örneğin dürtüsellik, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun (DEHB) belirtilerinden biri olabilir. Ancak tek başına dürtüsel davranmak, çocuğun DEHB olduğu anlamına gelmez.
Uyku sorunları, kaygı, yoğun stres, çevresel değişiklikler, gelişimsel farklılıklar ve çocuğun yaşına uygun olmayan beklentiler de davranışlarını etkileyebilir. Bazen birden fazla etken bir arada bulunabilir.
DEHB değerlendirmesinde belirtilerin sürekliliği, çocuğun gelişim düzeyine göre beklenenden belirgin olması, birden fazla ortamda görülmesi ve günlük işlevselliği etkilemesi gibi noktalar dikkate alınır. Tanı, yalnızca bir öğretmenin gözlemiyle veya bir davranış listesiyle konulmaz; kapsamlı bir uzman değerlendirmesi gerektirir.
Efe'nin ailesi de bu nedenle kendi başlarına tanı koymaya çalışmak yerine öğretmeninden gözlemlerini paylaşmasını istedi. Zorluklar devam ettiğinde bir çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanından değerlendirme alma seçeneğini gündemlerinde tuttular.
Çünkü bir çocuğun ihtiyacını doğru anlamak, ona yanlış bir etiket yapıştırmaktan çok daha değerlidir.
Öte yandan, sorunların kendiliğinden geçmesini beklemek de her zaman doğru değildir. Dürtüsel davranışlar çocuğun arkadaşlıklarını, okul başarısını, aile ilişkilerini veya güvenliğini belirgin biçimde etkiliyorsa profesyonel destek almak önemlidir.