Cinsiyetçi insana ne denir ?

Berk

New member
Kendimizdeki Cinsiyetçi Düşünceleri Nasıl Fark Edebiliriz?

Bu konuya yalnızca başkalarının hatalarını yakalamak için yaklaşmak kolaydır. Bir başkasının yanlışını tespit etmek, kendi düşüncelerimizi incelemekten çoğu zaman daha rahattır.

Fakat gerçek değişim, insanın kendisine de birkaç zor soru sorabilmesiyle başlar.

Örneğin:

- Bir kadın teknik bir konuda konuştuğunda bilgisine mi odaklanıyorum, yoksa önce kendimi onun bilgili olduğuna ikna etmeye mi çalışıyorum?

- Bir erkek duygularını paylaştığında onu dinliyor muyum, yoksa hemen güçlü görünmesi gerektiğini mi düşünüyorum?

- Evdeki sorumlulukları gerçekten adil mi paylaşıyoruz, yoksa bazı işleri belirli kişilerin doğal görevi olarak mı görüyoruz?

- Bir kadının öfkelenmesini, aynı şekilde öfkelenen bir erkeğe kıyasla daha olumsuz mu değerlendiriyorum?

- Bir insanın mesleği, hobisi veya aile içindeki rolü hakkında cinsiyetine dayanarak varsayımda bulunuyor muyum?

Bu soruların amacı insanları suçluluk duygusuna sürüklemek değildir. Hiç kimse bütün önyargılardan tamamen arınmış olduğunu kolayca iddia edemez. Önemli olan, fark ettiğimiz hataları savunmak yerine değerlendirebilmek ve davranışlarımızı gerektiğinde değiştirmektir.

Örneğin evde sürekli kadınların sofra hazırladığını fark eden bir aile, bir sonraki buluşmada görevleri önceden paylaşabilir. Bir iş yeri, toplantılarda kimin sözünün kesildiğini veya görünmeyen işlerin kimlere yüklendiğini inceleyebilir. Bir arkadaş grubu, sürekli aynı kişiyi hedef alan şakaların gerçekten eğlenceli olup olmadığını tartışabilir.

Küçük görünen bu adımlar, günlük alışkanlıkların sorgulanmasını sağlayabilir.

Cinsiyetçilik Her İki Cinsiyeti de Nasıl Etkiler?

Cinsiyetçiliğin sonuçlarını konuşurken kadınların karşılaştığı ayrımcılığın tarihsel ve toplumsal boyutunu gözden kaçırmamak gerekir. Bununla birlikte katı cinsiyet rolleri erkeklerin hayatını da kısıtlayabilir.

Kadınlar, örneğin iş yaşamında yeterliliklerinin sürekli sorgulanmasıyla, bakım sorumluluklarının orantısız biçimde kendilerine yüklenmesiyle veya güvenlik ve hareket özgürlüğü konusunda farklı beklentilerle karşılaşabilir.

Erkekler ise duygularını ifade etmemeleri, ekonomik sorumluluğu tek başlarına üstlenmeleri veya her koşulda güçlü görünmeleri gerektiği yönündeki baskılardan etkilenebilir.

Ancak burada önemli bir ayrım vardır: Herkesin cinsiyet kalıplarından etkilenmesi, herkesin aynı türden veya aynı ölçüde ayrımcılık yaşadığı anlamına gelmez. Toplumsal güç, ekonomik imkânlar, kültürel koşullar ve kişisel deneyimler bu sonuçları farklılaştırır.

Bir erkeğin ağladığı için küçümsenmesi ile bir kadının işe alınmaması aynı olay değildir. İkisinde de cinsiyet beklentileri rol oynayabilir ama sonuçları, kapsamları ve çözüm yolları farklıdır.

Bu nedenle cinsiyet eşitliğini savunmak, bir cinsiyeti diğerinin karşısına koymak anlamına gelmez. Amaç, insanların cinsiyetleri nedeniyle daha dar bir hayat seçeneğine mahkûm edilmemesidir.

Bir erkek çocuk bakımı konusunda yetenekliyse bunu göstermesi için özel bir gerekçe sunmak zorunda kalmamalı. Bir kadın stratejik kararlar alabiliyorsa liderlik becerisini cinsiyeti üzerinden savunmak zorunda bırakılmamalı. Bir insan hem güçlü hem hassas, hem çözüm odaklı hem empatik olabilmeli.

Kısacası, kimse kendi kişiliğini toplumun kendisine dağıttığı hazır rolle sınırlamak zorunda değil.

Forumda Asıl Tartışılması Gereken Soru: Cinsiyetçi Olmadan Farklılıkları Konuşabilir miyiz?

Elbette konuşabiliriz. Cinsiyetler arasında biyolojik farklılıklar bulunabilir ve insanların ortalama davranışlarında bazı gruplar düzeyinde farklılıklar araştırılabilir. Ancak grup ortalamaları, her bireyin nasıl davranacağını söylemez. Ayrıca biyolojik farklılıklar ile toplum tarafından öğretilen rollerin etkisini birbirinden ayırmak her zaman kolay değildir.

Bu yüzden bir araştırmada belirli bir eğilim bulunması, “Bütün erkekler böyledir” veya “Bütün kadınlar şöyledir” sonucuna varmayı haklı çıkarmaz.

Örneğin empati kurma becerisi, yalnızca kadınlara ait bir özellik değildir. Stratejik düşünme de yalnızca erkeklere özgü değildir. Bu beceriler öğrenilebilir, geliştirilebilir ve farklı koşullarda farklı biçimlerde ortaya çıkabilir.

Bir insanın cinsiyetinden hareketle onun hangi işi yapabileceğini, nasıl karar vereceğini veya nasıl hissedeceğini kesin olarak belirlemeye çalışmak, gerçekte o kişiyi tanımadan hakkında hüküm vermektir.

Üstelik farklılıkları konuşmak ile eşitsizliği normalleştirmek arasında büyük bir fark vardır. İnsanların farklı tercihlere sahip olmasını kabul etmek başka, bu tercihleri cinsiyetlerine göre zorunlu hâle getirmek başkadır.

Kadınlardan oluşan bir ekipte herkes ilişki odaklı olmak zorunda olmadığı gibi erkeklerden oluşan bir ekipte de herkesin rekabetçi ve çözüm odaklı olması gerekmez. Her grubun içinde birbirinden farklı kişilikler, yetenekler, deneyimler ve bakış açıları bulunur.

Gerçek çeşitlilik de tam olarak burada başlar: İnsanları kalıpların içine yerleştirmeyi bırakıp birey olarak değerlendirdiğimizde.

Sonuç: Cinsiyetçi İnsana Ne Denir ve Bu Durum Nasıl Değişir?

Cinsiyetçi insana genel olarak cinsiyetçi denir. Kadınlara yönelik nefret ve düşmanlık içeren tutumlar sergileyen biri için kadın düşmanı veya mizojinist ifadeleri de kullanılabilir. Ancak doğru tanımlama yapabilmek için kişinin sözlerine, davranışlarına, niyetine ve bu davranışların tekrar edip etmediğine birlikte bakmak gerekir.

Cinsiyetçilik bazen açık bir hakaret, bazen fırsat eşitsizliği, bazen de iyi niyetli görünen bir beklenti biçiminde ortaya çıkabilir. Onu fark etmenin yolu, yalnızca kaba sözlere tepki vermekten değil, gündelik alışkanlıkları ve görünmez varsayımları da sorgulamaktan geçer.

Erkeklerin çözüm odaklı, kadınların empatik olduğunu söylemek kulağa pratik bir açıklama gibi gelebilir. Fakat insan davranışlarını bu kadar basit bir formüle sığdırmak, gerçeğin önemli bir bölümünü dışarıda bırakır. Çözüm üretmek, empati kurmak, liderlik etmek, bakım vermek ve duygularını ifade etmek belirli bir cinsiyetin tekelinde değildir.

Üstelik cinsiyetçilikle mücadele etmek için her tartışmada sesimizi yükseltmek veya karşımızdaki kişiyi bir anda değiştirmeye çalışmak zorunda değiliz. Bazen bir genellemeyi sorgulamak, bazen adaletsiz bir görev dağılımını değiştirmek, bazen de incitici bir şakaya sınır koymak yeterli bir başlangıçtır.

Şimdi forumun asıl sorusuna gelelim:

Sizce cinsiyetçiliğin en zor fark edilen biçimi hangisi? Açıkça söylenen aşağılayıcı sözler mi, yoksa “Ben senin iyiliğin için söylüyorum” denilerek savunulan kısıtlayıcı düşünceler mi?

Bir de şu var: Çevrenizde hiç “Ben kesinlikle cinsiyetçi değilim” dediği hâlde davranışlarıyla bunun tam tersini gösteren biriyle karşılaştınız mı? Böyle bir durumda onunla konuşmayı mı tercih ettiniz, yoksa davranışını değiştirmesini beklemeden aranıza mesafe mi koydunuz?

Belki de bütün meselenin özeti şudur: İnsanları cinsiyetlerine göre tanımlamak kolaydır; onları gerçekten tanımak ise emek ister. İlkinde hazır kalıplarımızı kullanırız, ikincisinde ise karşımızdaki insanı dinlemek zorunda kalırız.

Ve dürüst olalım: Dünyanın en iyi iletişim stratejisi bile insanları dinlemeyi öğrenmeden işe yaramıyor.