BKM Mehtap Kimdir? Bir Karakterin Ardından Gülmekten Daha Fazlasını Görmek
Bir akşam televizyonun karşısında oturmuş, günlük hayatın yorgunluğunu üzerimden atmaya çalışıyordum. Ekranda yine tanıdık yüzler, tanıdık bir ev, tanıdık bir aile tartışması vardı. Derken Mehtap sahneye girdi. İlk bakışta “Yine birazdan kahkaha kopacak” diye düşündüm. Gerçekten de öyle oldu. Fakat bu kez gülüp geçemedim.
Çünkü Mehtap karakterinde yalnızca komik bir kadın tiplemesi görmemeye başladım. Aile ilişkilerinin, mahalle kültürünün, kadın-erkek rollerinin ve Türkiye'deki gündelik hayatın küçük çatışmalarının sahneye taşındığını fark ettim.
Burada önemli bir ayrıntıyı baştan belirtmek gerekiyor: “BKM Mehtap” denildiğinde çoğunlukla Meltem Yılmazkaya'nın Güldür Güldür Show'da canlandırdığı Mehtap karakteri kastediliyor. Yılmazkaya, 27 Kasım 1984'te İstanbul'da doğdu; tiyatro eğitimi aldı ve 2013'ten itibaren BKM'nin Güldür Güldür Show yapımında Mehtap karakteriyle geniş bir izleyici kitlesi tarafından tanındı. Biyografya+1
Ama gelin bunu kuru bir biyografi gibi anlatmayalım. Çünkü Mehtap'ı anlamanın daha güzel bir yolu var: Onunla aynı evde birkaç saat geçirdiğimizi hayal etmek.
Mehtap'ın Kapıyı Açtığı Akşam
Kapı çalıyor.
İçeriden bir ses:
“Kim o?”
Cevap geliyor:
“Benim!”
Bu kadar basit bir girişin ardından birkaç dakika içinde evin bütün dengeleri değişiyor.
Mehtap'ın sahnedeki gücü biraz da burada yatıyor. O, yalnızca bir repliği söyleyen karakter değil; bulunduğu ortamın enerjisini değiştiren bir karakter. Bazen aile içinde söylenemeyen şeyi söylüyor, bazen tartışmayı büyütüyor, bazen de herkesin görmezden geldiği bir ayrıntıyı ortaya çıkarıyor.
BKM'nin gösteri sanatları alanındaki üretim anlayışı da zaten yalnızca tek tek karakterlerden oluşmuyor. BKM Mutfak, kendi tanımında gösteri sanatları için alternatif ve disiplinlerarası projelere alan açan bir yapı olarak faaliyet gösteriyor. LinkedIn
Bu yüzden Mehtap'ı yalnızca “komik kadın karakter” şeklinde tanımlamak biraz eksik kalıyor.
Çünkü karakterin arkasında bir sosyal dünya var.
Aile var.
Komşuluk var.
Gündelik hayat var.
Ve en önemlisi, Türkiye'nin değişen toplumsal ilişkileri var.
Mehtap'ı Canlandıran Meltem Yılmazkaya'nın Hikâyesi
Meltem Yılmazkaya'nın oyunculuk yolculuğu da Mehtap karakterinin sahnedeki doğallığını anlamak açısından önemli.
Yılmazkaya'nın tiyatro eğitimi Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümü ve Müjdat Gezen Sanat Merkezi Tiyatro Bölümü'yle bağlantılı bir eğitim geçmişine dayanıyor. Çocukluk dönemlerinden itibaren tiyatro kurslarına katıldığı ve animatörlük yaptığı da biyografik kaynaklarda belirtiliyor. Biyografya
Bu ayrıntı bana hep şunu düşündürüyor:
Bir oyuncunun ekranda “doğal” görünmesi aslında çoğu zaman yıllarca süren çalışmanın sonucudur.
Seyirci birkaç dakikalık bir skeç görür.
Oyuncu ise o birkaç dakikanın arkasında yıllarca bedenini, sesini, zamanlamasını ve karakter kurma becerisini geliştirir.
Mehtap'ın seyirciyle kurduğu bağın sırrı da burada olabilir.
Çünkü komedi yalnızca espriyi söylemek değildir.
Komedi, insanın kendisini başka bir insanın davranışında yakalamasıdır.
Belki de Mehtap'a gülerken biraz kendimize gülüyoruz.
Erkekler Çözüm Ararken, Kadınlar İlişkilerin İçinden Bakıyor mu?
Burada hikâyenin daha ilginç bir noktasına geliyoruz.
Mehtap karakterinin yer aldığı aile ve sosyal çevreleri düşündüğümüzde kadın ve erkek karakterlerin olaylara farklı yaklaşabildiğini görüyoruz. Fakat bunu “erkekler böyledir, kadınlar şöyledir” şeklinde kesin bir kalıba sokmak yanlış olur.
Daha doğru bir gözlem şu olabilir:
Bazı erkek karakterler karşılarına çıkan sorunu hızla çözmek, bir plan yapmak veya kontrolü ele almak isterken; bazı kadın karakterler aynı problemin insanlar üzerindeki etkisini, geçmişini ve ilişkisel boyutunu daha fazla önemseyebilir.
İki yaklaşımın da güçlü ve zayıf tarafları vardır.
Örneğin evde bir tartışma çıktığını düşünelim.
Erkek karakterlerden biri:
“Tamam, sorunu anladık. Ne yapacağımız belli.”
diyebilir.
Mehtap ise:
“Bir dakika. Sen sorunu anladığını sanıyorsun ama adamın neden böyle davrandığını hiç sordun mu?”
diye karşılık verebilir.
İşte burada iki farklı düşünme biçimi karşılaşır.
Bir taraf çözüm arar.
Diğer taraf anlam arar.
Fakat hayat bize çoğu zaman ikisinin birlikte gerekli olduğunu gösterir.
Bir aile krizini yalnızca stratejiyle çözemezsiniz.
Ama yalnızca empati kurarak da her problemi ortadan kaldıramazsınız.
İnsan ilişkileri bazen bir satranç tahtası kadar strateji, bazen de bir sohbet masası kadar anlayış ister.
Mehtap karakterinin ilginçliği de bu iki dünyanın arasında durabilmesinde.
Bir Kadın Karakteri Neden Sadece “Komik” Olmamalı?
Türk televizyon tarihine baktığımızda kadın karakterlerin uzun yıllar boyunca belirli kalıplar içinde temsil edildiğini görmek mümkün.
Fedakâr anne.
Sert kaynana.
Saf genç kız.
Dedikoducu komşu.
Güçlü eş.
Aşırı duygusal kadın.
Komedi dünyasında da kadın karakterler zaman zaman bu kalıpların içinde tutuldu.
Fakat Mehtap gibi karakterlerde başka bir alan açılıyor.
Kadın karakter yalnızca erkek karakterin hikâyesine hizmet etmiyor.
Kendi mizahını oluşturuyor.
Kendi tepkisini veriyor.
Kendi sosyal zekâsını kullanıyor.
Üstelik bunu her zaman “kusursuz kadın” olarak yapmıyor.
Tam tersine, bazen yanlış anlıyor, bazen abartıyor, bazen öfkeleniyor, bazen de komik duruma düşüyor.
Bence karakteri insana yaklaştıran şeylerden biri de tam olarak bu.
Çünkü gerçek hayattaki insanlar kusursuz değildir.
Biz de değiliz.
Komşumuz da değil.
Ailemiz de değil.
Dolayısıyla sahnedeki karakterin de mükemmel olmasını beklemiyoruz.
Bir Skeçten Türkiye'nin Sosyal Tarihine Bakmak
Şimdi biraz geri çekilelim.
Bir televizyon programındaki birkaç dakikalık komedi sahnesinin Türkiye'nin toplumsal tarihini anlatabileceğini düşünmek ilk başta tuhaf gelebilir.
Ama aslında kültür çoğu zaman büyük tarih kitaplarında değil, insanların gündelik davranışlarında görünür.
Türkiye'de aile yapısı, mahalle ilişkileri, ev içindeki sorumluluk paylaşımı, ekonomik kaygılar, evlilik anlayışı ve kadın-erkek ilişkileri yıllar içinde değişti.
Televizyon komedisi de bu değişimleri takip etti.
Eskiden ekranda daha çok “ideal aile” görüntüsü aranırken, zamanla çatışmaları, kusurları ve gündelik absürtlükleri gösteren karakterler daha görünür hale geldi.
Güldür Güldür gibi skeç temelli yapımların avantajı da burada.
Bir hikâyeyi iki saat boyunca anlatmak zorunda değilsiniz.
Birkaç dakika içinde bir aileyi, bir işyerini, bir arkadaş grubunu veya bir mahalleyi kurabiliyorsunuz.
Sonra da seyirciye küçük bir ayna tutuyorsunuz.
Mehtap bu aynanın içinde yalnızca kendisini göstermiyor.
Bazen bizi gösteriyor.
“Bizim Evde de Aynısı Oluyor” Dediğimiz An
Bir karakterin gerçekten başarılı olduğunun işaretlerinden biri bence şudur:
İzleyici ekrana bakıp “Bizim evde de böyle” der.
İşte Mehtap'ın etkisinin önemli bir bölümü burada ortaya çıkıyor.
Çünkü karakterde olağanüstü bir kahramanlık yok.
Süper güçleri yok.
Dünyayı kurtarmıyor.
Günlük hayatın içinde.
Ve günlük hayat zaten başlı başına bir komedi malzemesi.
Bir aile toplantısında yanlış anlaşılma...
Bir eşin söylediği cümlenin farklı yorumlanması...
Arkadaşların birbirine akıl vermesi...
Birinin “Ben sadece yardım etmek istedim” diyerek ortalığı daha da karıştırması...
Bunların hepsi bize tanıdık geliyor.
Belki de komedinin en güçlü tarafı bu.
Büyük trajedileri değil, küçük gerçekleri görünür kılması.
Mehtap'ın Asıl Gücü: İnsanları Okumak
Mehtap karakterini yalnızca yüksek enerjili bir komedi karakteri olarak okumak yerine, onun insan ilişkilerini okuma biçimine dikkat ettiğimizde başka bir tablo ortaya çıkıyor.
Bazı karakterler doğrudan sonuca gider.
“Bunu yapalım.”
“Şunu söyleyelim.”
“Problemi kapatalım.”
Mehtap'ın dünyasında ise mesele çoğu zaman bundan daha karmaşıktır.
Çünkü insanlar yalnızca problemlerden oluşmaz.
Bir insanın verdiği tepkinin arkasında gurur olabilir.
Kırgınlık olabilir.
Kıskançlık olabilir.
Geçmişten kalan bir mesele olabilir.
Ya da yalnızca yanlış anlaşılma olabilir.
İlişkisel düşünmek tam burada önem kazanır.
Bu, kadınlara doğuştan ait bir özellik değildir.
Nasıl ki çözüm odaklı olmak erkeklere doğuştan verilmiş bir özellik değilse...
Bunlar insanlarda farklı oranlarda bulunan becerilerdir.
Mehtap üzerinden okunabilecek en güzel mesajlardan biri de bence budur:
İyi bir ekipte yalnızca hızlı karar verenlere değil, insanların ne hissettiğini anlayanlara da ihtiyaç vardır.
Gülmekten Sonra Gelen Sessizlik
Bir skeç biter.
Seyirci güler.
Müzik gelir.
Oyuncular sahneden çekilir.
Fakat bazen geriye küçük bir soru kalır.
Ben az önce neden güldüm?
Çünkü durum gerçekten komik miydi?
Yoksa kendimi orada gördüğüm için mi?
Mehtap karakterinin kalıcı olmasının nedenlerinden birini burada arıyorum.
Meltem Yılmazkaya'nın Mehtap performansı, karakteri yalnızca repliklerden oluşan bir figür olmaktan çıkarıp gündelik hayatın tanıdık insanlarından birine dönüştürüyor. Yılmazkaya'nın tiyatro çalışmalarının yanı sıra televizyon ve sinema projelerinde de yer aldığı, ayrıca 2018'de Sevmekten Öldü Desinler oyunuyla Sadri Alışık Tiyatro Ödülleri'nde Seçici Kurul Özel Ödülü aldığı biyografik kaynaklarda yer alıyor. Biyografya
Bu nedenle “BKM Mehtap kimdir?” sorusunun tek cümlelik cevabı aslında yeterli değil.
BKM Mehtap, Meltem Yılmazkaya'nın Güldür Güldür Show'da hayat verdiği ve gündelik aile ilişkileri, kadın-erkek iletişimi ve sosyal çatışmalar üzerinden mizah üreten karakterlerden biridir.
Ama karakteri ilginç yapan yalnızca bu bilgi değildir.
Asıl mesele, Mehtap'a baktığımızda kendimizi ne kadar gördüğümüzdür.
Sonra Masada Bir Soru Kaldı
Hikâyenin sonunda Mehtap'ın kapıyı kapatıp gittiğini düşünelim.
Ev sessiz.
Biraz önce tartışan insanlar susmuş.
Masada yarım kalmış bir çay var.
Herkes kendi düşüncesine çekilmiş.
Erkek karakter hâlâ “Aslında sorunu çözmüştüm” diye düşünüyor.
Kadın karakter “Ama kimse birbirini dinlemedi” diye içinden geçiriyor.
Ve Mehtap koridorda yürürken ikisinin de biraz haklı olduğunu fark ediyor.
Belki hayatın kendisi de böyle.
Bazen bize bir plan gerekiyor.
Bazen birinin omzumuza dokunup “Sen aslında buna kırılmışsın” demesine ihtiyaç duyuyoruz.
Bazen çözüm.
Bazen anlayış.
Çoğu zaman ise ikisinin aynı anda.
Belki Mehtap'ı yıllar sonra bile hatırlatan şey tam olarak budur.
O bize yalnızca gülünecek bir karakter bırakmıyor.
Aileyi, ilişkileri ve gündelik hayatı dışarıdan izleme fırsatı veriyor.
Ve insanın kendisine şu soruyu sormasına neden oluyor:
Biz gerçekten sorunları mı çözüyoruz, yoksa bazen sadece sorunların üstünü mü kapatıyoruz?
Bir de şu soru var:
Bir insanı anlamak mı daha zor, yoksa onu değiştirmeye çalışmak mı?
Belki de iyi komedinin görevi tam burada başlıyor.
Önce güldürmek.
Sonra düşündürmek.
En sonunda da hiç beklemediğimiz bir anda, kendi hayatımızdan bir sahneyi hatırlatmak.
Mehtap'ın hikâyesi de biraz böyle.
Sahne kapanıyor.
Kahkaha bitiyor.
Ama karakterin bıraktığı soru bizimle birlikte eve geliyor.
Bir akşam televizyonun karşısında oturmuş, günlük hayatın yorgunluğunu üzerimden atmaya çalışıyordum. Ekranda yine tanıdık yüzler, tanıdık bir ev, tanıdık bir aile tartışması vardı. Derken Mehtap sahneye girdi. İlk bakışta “Yine birazdan kahkaha kopacak” diye düşündüm. Gerçekten de öyle oldu. Fakat bu kez gülüp geçemedim.
Çünkü Mehtap karakterinde yalnızca komik bir kadın tiplemesi görmemeye başladım. Aile ilişkilerinin, mahalle kültürünün, kadın-erkek rollerinin ve Türkiye'deki gündelik hayatın küçük çatışmalarının sahneye taşındığını fark ettim.
Burada önemli bir ayrıntıyı baştan belirtmek gerekiyor: “BKM Mehtap” denildiğinde çoğunlukla Meltem Yılmazkaya'nın Güldür Güldür Show'da canlandırdığı Mehtap karakteri kastediliyor. Yılmazkaya, 27 Kasım 1984'te İstanbul'da doğdu; tiyatro eğitimi aldı ve 2013'ten itibaren BKM'nin Güldür Güldür Show yapımında Mehtap karakteriyle geniş bir izleyici kitlesi tarafından tanındı. Biyografya+1
Ama gelin bunu kuru bir biyografi gibi anlatmayalım. Çünkü Mehtap'ı anlamanın daha güzel bir yolu var: Onunla aynı evde birkaç saat geçirdiğimizi hayal etmek.
Mehtap'ın Kapıyı Açtığı Akşam
Kapı çalıyor.
İçeriden bir ses:
“Kim o?”
Cevap geliyor:
“Benim!”
Bu kadar basit bir girişin ardından birkaç dakika içinde evin bütün dengeleri değişiyor.
Mehtap'ın sahnedeki gücü biraz da burada yatıyor. O, yalnızca bir repliği söyleyen karakter değil; bulunduğu ortamın enerjisini değiştiren bir karakter. Bazen aile içinde söylenemeyen şeyi söylüyor, bazen tartışmayı büyütüyor, bazen de herkesin görmezden geldiği bir ayrıntıyı ortaya çıkarıyor.
BKM'nin gösteri sanatları alanındaki üretim anlayışı da zaten yalnızca tek tek karakterlerden oluşmuyor. BKM Mutfak, kendi tanımında gösteri sanatları için alternatif ve disiplinlerarası projelere alan açan bir yapı olarak faaliyet gösteriyor. LinkedIn
Bu yüzden Mehtap'ı yalnızca “komik kadın karakter” şeklinde tanımlamak biraz eksik kalıyor.
Çünkü karakterin arkasında bir sosyal dünya var.
Aile var.
Komşuluk var.
Gündelik hayat var.
Ve en önemlisi, Türkiye'nin değişen toplumsal ilişkileri var.
Mehtap'ı Canlandıran Meltem Yılmazkaya'nın Hikâyesi
Meltem Yılmazkaya'nın oyunculuk yolculuğu da Mehtap karakterinin sahnedeki doğallığını anlamak açısından önemli.
Yılmazkaya'nın tiyatro eğitimi Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Bölümü ve Müjdat Gezen Sanat Merkezi Tiyatro Bölümü'yle bağlantılı bir eğitim geçmişine dayanıyor. Çocukluk dönemlerinden itibaren tiyatro kurslarına katıldığı ve animatörlük yaptığı da biyografik kaynaklarda belirtiliyor. Biyografya
Bu ayrıntı bana hep şunu düşündürüyor:
Bir oyuncunun ekranda “doğal” görünmesi aslında çoğu zaman yıllarca süren çalışmanın sonucudur.
Seyirci birkaç dakikalık bir skeç görür.
Oyuncu ise o birkaç dakikanın arkasında yıllarca bedenini, sesini, zamanlamasını ve karakter kurma becerisini geliştirir.
Mehtap'ın seyirciyle kurduğu bağın sırrı da burada olabilir.
Çünkü komedi yalnızca espriyi söylemek değildir.
Komedi, insanın kendisini başka bir insanın davranışında yakalamasıdır.
Belki de Mehtap'a gülerken biraz kendimize gülüyoruz.
Erkekler Çözüm Ararken, Kadınlar İlişkilerin İçinden Bakıyor mu?
Burada hikâyenin daha ilginç bir noktasına geliyoruz.
Mehtap karakterinin yer aldığı aile ve sosyal çevreleri düşündüğümüzde kadın ve erkek karakterlerin olaylara farklı yaklaşabildiğini görüyoruz. Fakat bunu “erkekler böyledir, kadınlar şöyledir” şeklinde kesin bir kalıba sokmak yanlış olur.
Daha doğru bir gözlem şu olabilir:
Bazı erkek karakterler karşılarına çıkan sorunu hızla çözmek, bir plan yapmak veya kontrolü ele almak isterken; bazı kadın karakterler aynı problemin insanlar üzerindeki etkisini, geçmişini ve ilişkisel boyutunu daha fazla önemseyebilir.
İki yaklaşımın da güçlü ve zayıf tarafları vardır.
Örneğin evde bir tartışma çıktığını düşünelim.
Erkek karakterlerden biri:
“Tamam, sorunu anladık. Ne yapacağımız belli.”
diyebilir.
Mehtap ise:
“Bir dakika. Sen sorunu anladığını sanıyorsun ama adamın neden böyle davrandığını hiç sordun mu?”
diye karşılık verebilir.
İşte burada iki farklı düşünme biçimi karşılaşır.
Bir taraf çözüm arar.
Diğer taraf anlam arar.
Fakat hayat bize çoğu zaman ikisinin birlikte gerekli olduğunu gösterir.
Bir aile krizini yalnızca stratejiyle çözemezsiniz.
Ama yalnızca empati kurarak da her problemi ortadan kaldıramazsınız.
İnsan ilişkileri bazen bir satranç tahtası kadar strateji, bazen de bir sohbet masası kadar anlayış ister.
Mehtap karakterinin ilginçliği de bu iki dünyanın arasında durabilmesinde.
Bir Kadın Karakteri Neden Sadece “Komik” Olmamalı?
Türk televizyon tarihine baktığımızda kadın karakterlerin uzun yıllar boyunca belirli kalıplar içinde temsil edildiğini görmek mümkün.
Fedakâr anne.
Sert kaynana.
Saf genç kız.
Dedikoducu komşu.
Güçlü eş.
Aşırı duygusal kadın.
Komedi dünyasında da kadın karakterler zaman zaman bu kalıpların içinde tutuldu.
Fakat Mehtap gibi karakterlerde başka bir alan açılıyor.
Kadın karakter yalnızca erkek karakterin hikâyesine hizmet etmiyor.
Kendi mizahını oluşturuyor.
Kendi tepkisini veriyor.
Kendi sosyal zekâsını kullanıyor.
Üstelik bunu her zaman “kusursuz kadın” olarak yapmıyor.
Tam tersine, bazen yanlış anlıyor, bazen abartıyor, bazen öfkeleniyor, bazen de komik duruma düşüyor.
Bence karakteri insana yaklaştıran şeylerden biri de tam olarak bu.
Çünkü gerçek hayattaki insanlar kusursuz değildir.
Biz de değiliz.
Komşumuz da değil.
Ailemiz de değil.
Dolayısıyla sahnedeki karakterin de mükemmel olmasını beklemiyoruz.
Bir Skeçten Türkiye'nin Sosyal Tarihine Bakmak
Şimdi biraz geri çekilelim.
Bir televizyon programındaki birkaç dakikalık komedi sahnesinin Türkiye'nin toplumsal tarihini anlatabileceğini düşünmek ilk başta tuhaf gelebilir.
Ama aslında kültür çoğu zaman büyük tarih kitaplarında değil, insanların gündelik davranışlarında görünür.
Türkiye'de aile yapısı, mahalle ilişkileri, ev içindeki sorumluluk paylaşımı, ekonomik kaygılar, evlilik anlayışı ve kadın-erkek ilişkileri yıllar içinde değişti.
Televizyon komedisi de bu değişimleri takip etti.
Eskiden ekranda daha çok “ideal aile” görüntüsü aranırken, zamanla çatışmaları, kusurları ve gündelik absürtlükleri gösteren karakterler daha görünür hale geldi.
Güldür Güldür gibi skeç temelli yapımların avantajı da burada.
Bir hikâyeyi iki saat boyunca anlatmak zorunda değilsiniz.
Birkaç dakika içinde bir aileyi, bir işyerini, bir arkadaş grubunu veya bir mahalleyi kurabiliyorsunuz.
Sonra da seyirciye küçük bir ayna tutuyorsunuz.
Mehtap bu aynanın içinde yalnızca kendisini göstermiyor.
Bazen bizi gösteriyor.
“Bizim Evde de Aynısı Oluyor” Dediğimiz An
Bir karakterin gerçekten başarılı olduğunun işaretlerinden biri bence şudur:
İzleyici ekrana bakıp “Bizim evde de böyle” der.
İşte Mehtap'ın etkisinin önemli bir bölümü burada ortaya çıkıyor.
Çünkü karakterde olağanüstü bir kahramanlık yok.
Süper güçleri yok.
Dünyayı kurtarmıyor.
Günlük hayatın içinde.
Ve günlük hayat zaten başlı başına bir komedi malzemesi.
Bir aile toplantısında yanlış anlaşılma...
Bir eşin söylediği cümlenin farklı yorumlanması...
Arkadaşların birbirine akıl vermesi...
Birinin “Ben sadece yardım etmek istedim” diyerek ortalığı daha da karıştırması...
Bunların hepsi bize tanıdık geliyor.
Belki de komedinin en güçlü tarafı bu.
Büyük trajedileri değil, küçük gerçekleri görünür kılması.
Mehtap'ın Asıl Gücü: İnsanları Okumak
Mehtap karakterini yalnızca yüksek enerjili bir komedi karakteri olarak okumak yerine, onun insan ilişkilerini okuma biçimine dikkat ettiğimizde başka bir tablo ortaya çıkıyor.
Bazı karakterler doğrudan sonuca gider.
“Bunu yapalım.”
“Şunu söyleyelim.”
“Problemi kapatalım.”
Mehtap'ın dünyasında ise mesele çoğu zaman bundan daha karmaşıktır.
Çünkü insanlar yalnızca problemlerden oluşmaz.
Bir insanın verdiği tepkinin arkasında gurur olabilir.
Kırgınlık olabilir.
Kıskançlık olabilir.
Geçmişten kalan bir mesele olabilir.
Ya da yalnızca yanlış anlaşılma olabilir.
İlişkisel düşünmek tam burada önem kazanır.
Bu, kadınlara doğuştan ait bir özellik değildir.
Nasıl ki çözüm odaklı olmak erkeklere doğuştan verilmiş bir özellik değilse...
Bunlar insanlarda farklı oranlarda bulunan becerilerdir.
Mehtap üzerinden okunabilecek en güzel mesajlardan biri de bence budur:
İyi bir ekipte yalnızca hızlı karar verenlere değil, insanların ne hissettiğini anlayanlara da ihtiyaç vardır.
Gülmekten Sonra Gelen Sessizlik
Bir skeç biter.
Seyirci güler.
Müzik gelir.
Oyuncular sahneden çekilir.
Fakat bazen geriye küçük bir soru kalır.
Ben az önce neden güldüm?
Çünkü durum gerçekten komik miydi?
Yoksa kendimi orada gördüğüm için mi?
Mehtap karakterinin kalıcı olmasının nedenlerinden birini burada arıyorum.
Meltem Yılmazkaya'nın Mehtap performansı, karakteri yalnızca repliklerden oluşan bir figür olmaktan çıkarıp gündelik hayatın tanıdık insanlarından birine dönüştürüyor. Yılmazkaya'nın tiyatro çalışmalarının yanı sıra televizyon ve sinema projelerinde de yer aldığı, ayrıca 2018'de Sevmekten Öldü Desinler oyunuyla Sadri Alışık Tiyatro Ödülleri'nde Seçici Kurul Özel Ödülü aldığı biyografik kaynaklarda yer alıyor. Biyografya
Bu nedenle “BKM Mehtap kimdir?” sorusunun tek cümlelik cevabı aslında yeterli değil.
BKM Mehtap, Meltem Yılmazkaya'nın Güldür Güldür Show'da hayat verdiği ve gündelik aile ilişkileri, kadın-erkek iletişimi ve sosyal çatışmalar üzerinden mizah üreten karakterlerden biridir.
Ama karakteri ilginç yapan yalnızca bu bilgi değildir.
Asıl mesele, Mehtap'a baktığımızda kendimizi ne kadar gördüğümüzdür.
Sonra Masada Bir Soru Kaldı
Hikâyenin sonunda Mehtap'ın kapıyı kapatıp gittiğini düşünelim.
Ev sessiz.
Biraz önce tartışan insanlar susmuş.
Masada yarım kalmış bir çay var.
Herkes kendi düşüncesine çekilmiş.
Erkek karakter hâlâ “Aslında sorunu çözmüştüm” diye düşünüyor.
Kadın karakter “Ama kimse birbirini dinlemedi” diye içinden geçiriyor.
Ve Mehtap koridorda yürürken ikisinin de biraz haklı olduğunu fark ediyor.
Belki hayatın kendisi de böyle.
Bazen bize bir plan gerekiyor.
Bazen birinin omzumuza dokunup “Sen aslında buna kırılmışsın” demesine ihtiyaç duyuyoruz.
Bazen çözüm.
Bazen anlayış.
Çoğu zaman ise ikisinin aynı anda.
Belki Mehtap'ı yıllar sonra bile hatırlatan şey tam olarak budur.
O bize yalnızca gülünecek bir karakter bırakmıyor.
Aileyi, ilişkileri ve gündelik hayatı dışarıdan izleme fırsatı veriyor.
Ve insanın kendisine şu soruyu sormasına neden oluyor:
Biz gerçekten sorunları mı çözüyoruz, yoksa bazen sadece sorunların üstünü mü kapatıyoruz?
Bir de şu soru var:
Bir insanı anlamak mı daha zor, yoksa onu değiştirmeye çalışmak mı?
Belki de iyi komedinin görevi tam burada başlıyor.
Önce güldürmek.
Sonra düşündürmek.
En sonunda da hiç beklemediğimiz bir anda, kendi hayatımızdan bir sahneyi hatırlatmak.
Mehtap'ın hikâyesi de biraz böyle.
Sahne kapanıyor.
Kahkaha bitiyor.
Ama karakterin bıraktığı soru bizimle birlikte eve geliyor.