Banliyö nedir Fransa ?

Ece

New member
Banliyö Nedir Fransa? Beton Binaların Ardındaki Hayat

Banliyö Nedir Fransa? Paris'in Ötesinde Başlayan Başka Bir Fransa

Geçenlerde Fransa hakkında konuştuğumuz bir forum başlığında biri “Banliyö deyince tam olarak neyi kastediyoruz? Paris'in dışındaki bütün yerler mi?” diye sormuştu. Açıkçası bu soru bana basit görünmedi. Çünkü “banliyö” kelimesi Fransa'da yalnızca şehir merkezinin dışında kalan birkaç belediyeyi anlatmıyor. Bazen bir tren istasyonunu, bazen yüksek katlı konutları, bazen göçmen ailelerin hikâyelerini, bazen de üniversiteye giden genç bir öğrencinin sabahın erken saatlerinde banliyö trenine yetişmesini anlatıyor.

Üstelik Fransa'da banliyö kelimesi, Türkiye'de kullandığımız “şehir dışı” veya “varoş” kelimelerinden çok daha karmaşık bir anlam taşıyor.

Bunu daha iyi anlatabilmek için size küçük bir hikâye anlatmak istiyorum.

Tamamen gerçek bir kişinin hayatını aktarmıyorum; fakat hikâyedeki atmosferi, Fransa'nın banliyölerinin tarihsel gelişimi, şehirleşme süreci ve toplumsal tartışmaları üzerine yapılan araştırmalardan esinlenerek kurguladım. Özellikle INSEE'nin şehir merkezi-banliyö tanımları ve Fransa'nın konut politikalarının tarihine ilişkin kaynaklar, hikâyenin arka planını oluşturuyor. INSEE'nin teknik tanımına göre birden fazla belediyeden oluşan kentsel yığılmalarda şehir merkezi sayılmayan kentsel belediyeler “banlieue” olarak sınıflandırılabiliyor. Yani kelime, tek başına “yoksul mahalle” anlamına gelmiyor.

Şimdi hikâyeye dönelim.

1. Bölüm: Paris'ten Trene Binen Adam

Sabah saat 07.18.

Paris'in merkezinde bir kafede oturan Julien, telefonundaki saate baktı ve kahvesinden son yudumu aldı.

“Treni kaçırırsam toplantıya geç kalırım.”

Julien otuzlu yaşlarının başındaydı. Paris'te bir teknoloji şirketinde çalışıyordu ve birkaç yıl önce banliyöden şehir merkezine taşınmıştı. İşe giderken bazen aynı trene binen eski arkadaşlarını görüyordu.

O gün tren istasyonunda Karim'i fark etti.

Karim, Julien'in lise yıllarından arkadaşıydı.

“Sen hâlâ burada mı yaşıyorsun?” diye sordu Julien.

Karim güldü.

“Burada doğdum. Annem burada. Kardeşim burada. Çocuklarım burada. Nereye gideceğim?”

Julien cevap vermedi.

Çünkü sorunun aslında “Nereye gideceksin?” olmadığını anlamıştı.

Karim'in sorusu başka bir şey söylüyordu:

“Burası gerçekten dışarıda mı?”

İşte Fransa'daki banliyö tartışmasının en önemli noktalarından biri de burada başlıyor.

Banliyö, kelimenin teknik anlamıyla yalnızca şehir merkezinin dışındaki belediyelerden oluşan kentsel alan değildir. Fransa'da banliyöler çok farklı sosyal sınıfları, gelir gruplarını ve yaşam biçimlerini barındırabilir. Lüks konutların bulunduğu banliyöler de vardır, büyük toplu konutların bulunduğu bölgeler de, sanayi kentleri de, üniversite çevreleri de. Larousse da banliyölerin konut biçimleri bakımından oldukça çeşitlilik gösterdiğini; müstakil evlerden büyük toplu konutlara kadar farklı alanları kapsadığını belirtiyor.

Fakat günlük konuşmada “les banlieues” denildiğinde çoğu zaman kelimenin teknik anlamından daha dar ve daha sorunlu bir görüntü akla gelir.

Beton bloklar.

Yüksek binalar.

İşsizlik.

Göç.

Gençler.

Polis.

Gösteriler.

Ve 2005.

Ama hikâye 2005'te başlamadı.

Aslında çok daha eskiydi.

2. Bölüm: Banliyönün Doğuşu Betonla Başlamadı

Julien'in büyükannesi Madeleine, çocukluğundan söz ederken hep aynı şeyi anlatırdı:

“Paris'in dışında olmak, eskiden kötü bir şey değildi.”

Bu cümle Julien'in aklında kalmıştı.

Çünkü bugün “banliyö” kelimesinin taşıdığı olumsuz çağrışımlar, Fransa'daki banliyö tarihinin tamamını açıklamaya yetmiyor.

Paris'in banliyöleri aslında çok uzun zamandır var.

Sanayi devrimiyle birlikte Paris'in çevresindeki birçok bölge fabrikalar, işçiler ve yeni yerleşimlerle büyümeye başladı. Özellikle 19. yüzyılda sanayi faaliyetlerinin Paris'in dışına doğru yayılması, Boulogne-Billancourt, Saint-Denis, Puteaux, Courbevoie ve başka bölgelerin gelişimini hızlandırdı. Paris'in merkezinde konutların pahalılaşması da çalışan nüfusun çevredeki bölgelere yönelmesine neden oldu.

Yani banliyö ilk başta sadece “sorunlu mahalle” değildi.

Aksine, sanayileşen Fransa'nın büyümesinin önemli parçalarından biriydi.

Sonra 20. yüzyıl geldi.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında Fransa büyük bir konut ihtiyacıyla karşı karşıyaydı. Kırsal bölgelerden kentlere göç hızlandı. Sanayi büyüdü. Fabrikaların işçiye ihtiyacı vardı. Aynı zamanda başka ülkelerden gelen işçiler de Fransa'nın ekonomik büyümesinde rol oynadı.

1950'lerden itibaren HLM olarak bilinen sosyal konutlar ve büyük toplu konut projeleri yaygınlaştı. 1950-1975 arasında Paris çevresinde büyük toplu konutlar hızla inşa edildi. 1956'da La Courneuve'deki Cité des 4000 gibi projeler, dönemin büyük ölçekli konut anlayışının örneklerindendi.

Başlangıçta amaç kötü değildi.

İnsanlara ev vermekti.

Modern konut sağlamaktı.

Kalabalık ve sağlıksız koşullardan aileleri çıkarmaktı.

Ancak şehir planlaması zamanla başka bir sorun yarattı.

İnsanlara ev verilmişti ama iş her zaman evin yanında değildi.

Okul, ulaşım, sağlık hizmetleri ve sosyal imkânlar da her yerde aynı hızla gelişmedi.

Ve ekonomik yapı değişmeye başladığında, bazı bölgeler çok daha ağır etkilendi.

3. Bölüm: İki Kardeş, İki Çözüm

Karim'in iki kardeşi vardı.

Abdel ve Nadia.

Abdel, sorunları çözmek için önce kâğıda dökmeyi seven biriydi.

“Otobüs geç geliyorsa saatlerini değiştirelim. Gençler iş bulamıyorsa şirketlerle anlaşalım. Bir binada güvenlik sorunu varsa giriş sistemini yenileyelim.”

Onun dünyasında her problemin bir nedeni ve mümkünse bir çözümü vardı.

Nadia ise farklı düşünüyordu.

Bir akşam ailece yemek yerken Abdel yine mahalledeki sorunlardan bahsetti.

“Bu bölgede gençler için daha fazla meslek kursu lazım.”

Nadia başını salladı.

“Evet. Ama önce gençlerin neden kurslara gitmediğini sormamız lazım.”

Abdel kaşlarını kaldırdı.

“Bunu konuşmanın nesi farklı?”

“Çünkü bazen insanların ihtiyacı olduğunu düşündüğümüz şeyle onların gerçekten ihtiyaç duyduğu şey aynı olmuyor.”

Bu küçük konuşma bana göre banliyö meselesini anlamak açısından önemli.

Çünkü çözüm odaklı olmak yalnızca erkeklere, empati kurmak yalnızca kadınlara ait özellikler değildir. Hikâyedeki Abdel ve Nadia'nın farklılıkları cinsiyetlerinden çok kişiliklerinden, deneyimlerinden ve olaylara bakış biçimlerinden kaynaklanıyor. Biri önce sistemi ve uygulanabilir çözümü görüyor, diğeri ise insan ilişkilerini ve insanların yaşadığı deneyimi anlamaya çalışıyor.

İyi bir şehir politikası ise ikisini de gerektiriyor.

Bir mahallenin ulaşım problemini çözmek için rakamlara ihtiyaç var.

Ama insanların neden o otobüse binmediğini anlamak için onları dinlemek de gerekiyor.

Bir okulun başarısını ölçmek için istatistiklere ihtiyaç var.

Ama öğrencinin evde hangi koşullarda yaşadığını anlamadan o rakamları yorumlamak eksik kalabilir.

İşte banliyö tartışmalarında sık yapılan hata burada ortaya çıkıyor:

Bütün bir mahalleyi tek bir istatistiğe indirgemek.

4. Bölüm: “Banliyö” Neden Bazen Kötü Bir Kelime Gibi Duyuluyor?

Nadia bir gün çocuklarıyla mahallede yürürken küçük oğluna sordu:

“Burası sence nasıl bir yer?”

Çocuk omuzlarını silkti.

“Evimiz.”

Nadia güldü.

Çocuk için burası istatistik değildi.

Burası okuldu.

Arkadaşlarıydı.

Bakkaldı.

Basketbol sahasıydı.

Anneannesinin eviydi.

Ve evlerinin önündeki ağaçtı.

Fakat Fransa'da özellikle “les banlieues” kelimesi zaman içinde başka bir anlam da kazandı.

Bazı banliyölerde ekonomik zorluklar, yüksek işsizlik, sosyal dışlanma ve ayrımcılık gibi sorunların yoğunlaşması, kelimenin günlük dilde belirli mahallelerle özdeşleşmesine yol açtı. Larousse da “banlieues” kelimesinin zaman içinde özellikle ekonomik ve sosyal sorunların yoğunlaştığı bazı bölgeleri ifade etmek için kullanılmaya başladığını belirtiyor.

Fakat burada çok önemli bir ayrım var:

Her banliyö sorunlu değildir.

Hatta bazı banliyöler son derece zengin ve pahalıdır.

Bazıları sanayi merkezidir.

Bazıları üniversite ve teknoloji bölgelerine dönüşmüştür.

Bazıları ise yoğun sosyal konut bölgeleridir.

Dolayısıyla “Fransa'nın banliyöleri” dediğimizde tek bir yerden bahsetmiyoruz.

Bir coğrafi kategoriyi, sosyal bir klişeyle karıştırıyoruz.

Belki de asıl mesele bu.

5. Bölüm: Tren Raylarının Öteki Tarafı

Karim'in babası Fransa'ya yıllar önce çalışmak için gelmişti.

Fabrikalarda çalışmış, vardiyalara girmiş, çocuklarını okutmuştu.

O dönemde şehirler büyüyordu.

Fransa'nın savaş sonrası ekonomik dönüşümünde banliyöler önemli bir rol oynadı. Yeni konut alanları, fabrikalar ve ulaşım hatları aynı büyük şehirleşme sürecinin parçalarıydı. 1945 sonrasında prefabrik konutlardan HLM'lere, grands ensembles olarak adlandırılan büyük toplu konutlardan yeni kent projelerine kadar geniş kapsamlı bir konut ve şehirleşme politikası uygulandı.

Fakat birkaç on yıl sonra ekonomik düzen değişti.

Bazı fabrikalar kapandı.

Bazı işler başka yerlere taşındı.

Sanayi kentlerinin bir kısmı yeni ekonomik koşullara uyum sağlamakta zorlandı.

Bu durum, konut sorunuyla işsizlik sorununu aynı coğrafyada buluşturdu.

İşte o zaman “banliyö sorunu” ifadesi daha sık kullanılmaya başlandı.

Ancak burada da dikkatli olmak gerekiyor.

Bir mahallenin ekonomik sorunları varsa bunun sebebi sadece o mahallede yaşayan insanların davranışları değildir.

Şehir planlaması, iş piyasası, eğitim, ulaşım, konut politikası, ayrımcılık ve ekonomik dönüşüm aynı hikâyenin parçalarıdır.

6. Bölüm: 1983'te Yola Çıkan Gençler

Banliyölerin hikâyesini yalnızca şiddet ve protestolar üzerinden okumak büyük bir eksiklik olur.

1983 yılında Fransa'da “Marche des Beurs” olarak bilinen yürüyüş, eşitlik ve ırkçılığa karşı mücadele açısından önemli bir toplumsal hareketti.

Daha sonra Vénissieux ve Vaulx-en-Velin gibi bölgelerde yaşanan olaylar, banliyölerin Fransa'nın siyasi gündeminde daha görünür hale gelmesine neden oldu. 2006 yılında yapılan bir hükümet konuşmasında da 1981 ve 1983'te Vénissieux'deki olaylara, 1990'da Vaulx-en-Velin'deki ayaklanmalara ve 1983'teki eşitlik yürüyüşüne açıkça değinilmişti.

Bu noktada Nadia'nın bir cümlesini hatırlamak gerekiyor:

“Önce insanları dinlemek lazım.”

Çünkü aynı olaya iki farklı pencereden bakılabilir.

Bir kişi “Neden kamu düzeni bozuldu?” diye sorabilir.

Başka biri “İnsanlar neden bu kadar öfkelendi?” diye sorabilir.

İki soru da önemlidir.

Birincisi güvenlik açısından gereklidir.

İkincisi toplumsal nedenleri anlamak açısından.

Gerçek çözüm ise çoğu zaman bu iki soruyu aynı anda sormaktan geçer.

7. Bölüm: 2005 ve Televizyon Ekranındaki Banliyö

Sonra 2005 geldi.

Fransa'nın banliyöleri bir kez daha dünya gündemine taşındı.

Paris çevresindeki Clichy-sous-Bois'da iki gencin ölümü sonrasında başlayan olaylar ülkenin birçok bölgesine yayıldı. Yangın görüntüleri, polis müdahaleleri ve gece sokaklarındaki çatışmalar günlerce haberlerin merkezinde kaldı.

Dünyanın farklı yerlerinden insanlar Fransa'nın banliyölerini televizyon ekranlarından izledi.

Fakat ekranda görünen birkaç dakikalık görüntü ile bir mahallenin günlük hayatı aynı şey değildi.

Sabah işe giden anne görünmüyordu.

Çocuğunu okula götüren baba görünmüyordu.

Üniversiteye hazırlanan genç kadın görünmüyordu.

Gece vardiyasından dönen işçi görünmüyordu.

Mahallede yıllardır çalışan öğretmen görünmüyordu.

Spor kulübüne giden çocuklar görünmüyordu.

Kısacası hayatın sıradan tarafı görünmüyordu.

Ekranda yalnızca kriz vardı.

Bu da “banliyö” kelimesinin algısını daha da sertleştirdi.

8. Bölüm: Nadia'nın Toplantısı

Nadia bir süre sonra mahalledeki bir derneğin toplantısına katıldı.

Masada farklı insanlar vardı.

Bir öğretmen.

Bir polis memuru.

Bir belediye çalışanı.

Bir üniversite öğrencisi.

İş arayan genç bir adam.

Emekli bir fabrika işçisi.

Toplantının konusu basitti:

“Mahallede neyi değiştirebiliriz?”

Abdel eline kalemi aldı.

“Önce üç konu belirleyelim,” dedi. “Ulaşım, iş ve eğitim.”

Nadia ise odadakilere baktı.

“Peki herkes kendi yaşadığı problemi bir cümleyle anlatabilir mi?”

İlk başta kimse konuşmadı.

Sonra yaşlı adam söz aldı.

“Eskiden fabrikada çalışıyordum. Şimdi fabrika yok.”

Genç kadın konuştu.

“Üniversiteye girmek istiyorum ama evde ders çalışacak sakin bir yerim yok.”

Bir başka genç:

“İş başvurusu yapıyorum ama adresimi söylediğimde görüşmenin havası değişiyor gibi hissediyorum.”

Polis memuru:

“Biz de bazen mahallede herkes tarafından düşman olarak görülüyoruz.”

Öğretmen:

“Ben çocukların çoğunun başarılı olmak istediğini görüyorum ama bazılarının kendine güveni çok erken kırılıyor.”

O anda Nadia gülümsedi.

“Şimdi gerçekten bir şey konuşmaya başladık.”

Çünkü istatistiklerin arkasında insanlar vardı.

Ve insanlar birbirini dinlemeye başladığında, mesele “banliyö” olmaktan çıkıp “insanların yaşadığı mahalleler” haline geliyordu.

9. Bölüm: Banliyö Sadece Paris Değildir

Burada önemli bir noktayı da eklemek gerekiyor.

Fransa'da banliyö denince yalnızca Paris çevresini düşünmek doğru değildir.

Lyon, Marseille, Lille, Toulouse, Nantes ve başka büyük kentlerin çevresinde de farklı banliyö dokuları bulunur.

Üstelik şehir merkezi ile banliyö arasındaki ilişki de zamanla değişmiştir.

Eskiden bazı banliyöler daha çok yatakhane kentleri olarak görülürken bugün banliyölerde ofisler, üniversiteler, araştırma merkezleri, alışveriş alanları ve hizmet sektörleri gelişmiştir. Larousse da banliyölerde üçüncül sektör faaliyetlerinin ve hizmet merkezlerinin giderek daha fazla yer aldığını vurguluyor.

Bu nedenle “Paris burada, banliyö orada” şeklinde keskin bir sınır çizmek günümüz Fransa'sını anlamak için yeterli değil.

İnsanlar sabah banliyöden Paris'e gidiyor.

Akşam Paris'ten banliyöye dönüyor.

Ama ekonomik faaliyetler de artık iki yönlü hareket ediyor.

Şehirler birbirine bağlanıyor.

Tren hatları, otobüsler, otoyollar ve iş piyasaları bu bölgeleri birbirine bağlıyor.

INSEE'nin kentsel alanları tanımlarken yapılaşmanın sürekliliğini, belediyeler arasındaki ilişkileri ve istihdam merkezlerini dikkate alması da bu karmaşıklığı gösteriyor.

10. Bölüm: Julien'in Fark Ettiği Şey

Julien birkaç hafta sonra yeniden Karim'in mahallesine gitti.

Bu kez acele etmiyordu.

Bir kafeye oturdular.

Karim ona sordu:

“Sen Paris'te yaşarken burayı nasıl düşünüyordun?”

Julien biraz düşündü.

“Dürüst olayım mı?”

“Ol.”

“Burayı hep sorunların olduğu bir yer gibi düşünüyordum.”

Karim güldü.

“Peki şimdi?”

Julien çevresine baktı.

Çocuklar top oynuyordu.

Bir kadın marketten çıkıyordu.

İki yaşlı adam bankta sohbet ediyordu.

Bir genç bisikletiyle yanlarından geçti.

“Şimdi buranın sorunları olduğunu düşünüyorum ama sadece sorunlardan oluşmadığını da görüyorum.”

Karim başını salladı.

“İşte mesele bu.”

Julien şaşırdı.

“Neymiş mesele?”

“Bir yere sadece problemleriyle bakarsan, orada yaşayan insanları göremezsin.”

Bu cümle hikâyenin belki de en önemli noktasıydı.

Çünkü Fransa'daki banliyöleri anlamak için yalnızca yüksek binalara, suç oranlarına veya protesto görüntülerine bakmak yetmez.

O binalarda yaşayan insanlara bakmak gerekir.

11. Bölüm: Peki Banliyö Nedir?

Hikâyenin sonunda baştaki soruya geri dönelim.

Fransa'da banliyö, en basit tanımıyla bir kentsel yığılmanın şehir merkezi olmayan kentsel belediyelerini ifade eden coğrafi bir kavramdır. INSEE'nin resmi tanımında da banliyö, şehir merkezi olmayan belediyeler üzerinden açıklanır.

Fakat günlük dilde “banliyö” bundan çok daha fazlasını anlatabilir.

Sanayi tarihini anlatabilir.

Göçü anlatabilir.

Sosyal konutları anlatabilir.

Şehir planlamasını anlatabilir.

Ekonomik dönüşümü anlatabilir.

Gençlerin gelecek beklentilerini anlatabilir.

Ayrımcılık tartışmalarını anlatabilir.

Polis-toplum ilişkilerini anlatabilir.

Ama aynı zamanda sıradan hayatı da anlatır.

Bir annenin sabah çocuğuna kahvaltı hazırlamasını.

Bir öğrencinin sınava çalışmasını.

Bir işçinin tren beklemesini.

Bir gencin futbol oynamasını.

Bir emeklinin markete gitmesini.

Bir ailenin ilk kez kendi evini satın almasını.

İşte bu yüzden Fransa'da “banliyö” kelimesini yalnızca “varoş” diye çevirmek çoğu zaman anlamın önemli bir bölümünü kaybettirir.

12. Bölüm: Son Tren

Akşam olduğunda Julien tren istasyonunda Karim'e veda etti.

Tren yaklaşırken Karim:

“Bir daha geldiğinde bana haber ver,” dedi.

Julien gülümsedi.

“Gelirim.”

Tren hareket etti.

Camdan dışarı bakarken yüksek binalar geride kaldı.

Fakat Julien'in zihninde artık o binalar eskisi gibi görünmüyordu.

Bir zamanlar yalnızca gri beton gördüğü yerde şimdi tarih görüyordu.

Sanayileşmeyi.

Konut politikalarını.

Göçü.

Ekonomik değişimleri.

Başarısızlıkları.

Başarıları.

Ve en önemlisi, milyonlarca insanın günlük hayatını.

Belki de banliyö meselesini anlamanın en doğru yolu budur:

Bir şehri merkezinden dışarıya doğru bakmak yerine, dışarıdan merkeze doğru da bakabilmek.

Çünkü şehir merkezinin ışıkları banliyöden görünür.

Ama banliyönün hikâyesi de şehir merkezinin nasıl yaşadığını anlatır.

Ve belki size sorulması gereken son soru şu:

Bir yeri gerçekten tanımak için, orada ne kadar suç işlendiğini mi bilmek gerekir; yoksa insanların orada nasıl yaşadığını mı?

Bence Fransa'nın banliyölerini anlamaya çalışırken ikisini de bilmek gerekiyor.

Çünkü yalnızca sorunları görmek insanları görünmez kılar.

Yalnızca güzel hikâyeleri görmek de sorunları gizler.

Gerçek banliyö ise tam ikisinin arasında, tren raylarının, apartmanların, okulların, fabrikaların, kafelerin ve insanların gündelik hayatlarının içinde yaşamaya devam ediyor.

Ve belki de “banliyö” dediğimiz şey, aslında şehrin kenarı değil.

Şehrin başka bir yüzü.

Kaynak ve başvuru noktaları: Fransa Ulusal İstatistik ve Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü (INSEE) – “Ville-centre et banlieue” ve “Banlieue” tanımları; INSEE – kentsel birimler ve kentsel alanlar üzerine çalışmalar; Larousse – “Banlieue” ve Paris'in şehirleşme tarihi; Larousse – Trente Glorieuses ve Fransa'nın savaş sonrası konut politikaları; Vie-publique – Fransa'daki banliyö tartışmaları ve 1980'ler sonrası kentsel olaylara ilişkin arşiv.

Kadın ve erkek karakter rollerini derinleştirAraştırma bilgisini hikâyeye daha doğal yedir

Kadın ve erkek karakter rollerini derinleştir

Araştırma bilgisini hikâyeye daha doğal yedir

Tekrarlanan kısa cümleleri azalt