Mert
New member
Açık Erişim Kısaca Nedir? Bilginin Geleceği Nereye Gidiyor?
Bir makaleyi okumak için karşınıza “aboneliğiniz bulunmuyor” uyarısı çıktığında yaşanan o küçük hayal kırıklığını muhtemelen çoğumuz biliyoruz. Özellikle bilimsel bir araştırmanın, üniversite öğrencisinin ödevinin ya da sağlıkla ilgili önemli bir çalışmanın yalnızca ödeme duvarının arkasında olması, bilginin gerçekten kime ait olduğu sorusunu gündeme getiriyor.
İşte açık erişim, en basit ifadeyle, bilimsel yayınlara ve belirli araştırma çıktılarının internet üzerinden ücretsiz biçimde ulaşılabilmesini ifade ediyor. Ancak konu bundan biraz daha geniş. UNESCO'nun açık bilim yaklaşımında açık erişim; bilimsel makalelerin yanında araştırma verileri, eğitim kaynakları, yazılımlar, kaynak kodları ve bazı araştırma altyapılarının da erişilebilir ve yeniden kullanılabilir olmasını kapsayan daha büyük bir anlayışın parçası.
UNESCO
+1
Bana göre açık erişimi önemli yapan asıl nokta “ücretsiz makale okumak” değil. Asıl mesele, üretilen bilginin toplumla ne ölçüde paylaşılacağı. Çünkü araştırmanın finansmanında kamu kaynakları kullanılıyorsa, ortaya çıkan sonuçlara toplumun ulaşabilmesi oldukça güçlü bir gerekçeye sahip.
Üstelik elimizde bunun yalnızca teorik bir fikir olmadığını gösteren ciddi veriler var. OpenAlex'in güncel verilerine göre 2025 yılında indekslenen çalışmaların yaklaşık %68'i açık erişim durumunda; bu oran 2015'te yaklaşık %31 seviyesindeydi. Ölçüm yöntemi geniş bir “ücretsiz ve yasal tam metne erişim” tanımına dayanıyor.
OpenAlex Yardım Merkezi
Bu değişim, önümüzdeki yıllarda akademik bilginin dağıtım biçiminin ciddi şekilde dönüşebileceğini düşündürüyor.
Açık Erişim Neden Geleceğin Konularından Biri?
Bugün bilimsel yayıncılık yalnızca araştırmacılarla yayınevleri arasındaki bir ilişki değil. Üniversiteler, kamu kurumları, fon sağlayıcı kuruluşlar, araştırmacılar, öğrenciler, teknoloji şirketleri ve doğrudan vatandaşlar bu sistemin parçası.
UNESCO'nun 2021'de kabul edilen Açık Bilim Tavsiyesi bu dönüşümü küresel ölçekte destekleyen önemli belgelerden biri. UNESCO'ya göre açık bilim; bilimsel bilginin erişilebilir, kapsayıcı ve yeniden kullanılabilir olmasını hedefliyor. Tavsiye kararı, açık yayınların yanında açık araştırma verilerini, yazılımları, eğitim kaynaklarını ve toplumun bilimsel sürece katılımını da gündeme getiriyor.
UNESCO
Burada geleceğe yönelik ilk güçlü tahminimi paylaşabilirim: 2030'lu yıllara doğru “Bu makaleye erişebiliyor musun?” sorusunun bugünkünden daha az önemli hale gelmesini bekliyorum.
Çünkü araştırmaların önemli bir bölümünün doğrudan veya dolaylı olarak açık erişim kanallarına taşınması artık yalnızca akademisyenlerin kişisel tercihi olmaktan çıkıyor. Fon sağlayıcıların ve araştırma programlarının politikaları da bu yönde ilerliyor.
Avrupa Birliği'nin Horizon Europe programında açık erişim zaten araştırma çıktılarının önemli bir parçası. Avrupa Komisyonu verilerine göre program kapsamında raporlanan yayınların %79'dan fazlası yararlanıcılar üzerinden açık erişilebilir durumdaydı.
Eur-Lex
Bu nedenle gelecekte açık erişimin “alternatif yayıncılık modeli” olmaktan çıkıp araştırma sisteminin standart bileşenlerinden biri haline gelmesi bana oldukça olası görünüyor.
Erkek Araştırmacıların Stratejik Bakışı, Kadın Araştırmacıların İnsan Odaklı Yaklaşımı mı?
Burada özellikle dikkat edilmesi gereken bir nokta var: Erkeklerin stratejik, kadınların ise insan odaklı düşündüğünü kesin bir gerçek gibi sunmak doğru olmaz. Böyle bir genelleme hem bilimsel açıdan savunulamaz hem de bireysel farklılıkları görmezden gelir.
Ancak forum tartışması açısından farklı bakış açılarını konuşmak faydalı olabilir.
Örneğin bazı erkek araştırmacıların veya akademisyenlerin açık erişime stratejik bir altyapı meselesi olarak yaklaşması mümkün. Yayınların daha kolay bulunması, araştırma görünürlüğünün artması, kurumların uluslararası rekabet gücü kazanması, veri paylaşımının araştırma süreçlerini hızlandırması gibi konular öne çıkabilir.
Buna karşılık bazı kadın araştırmacılar açık erişimin toplumsal sonuçlarına, özellikle eğitim, sağlık, eşitsizlikler ve araştırmaya katılım açısından etkilerine daha fazla dikkat çekebilir.
Fakat bunun cinsiyetten otomatik olarak kaynaklandığını söylemek mümkün değil. Bir kadın akademisyen son derece stratejik ve teknoloji merkezli düşünebilir; bir erkek akademisyen ise açık erişimin toplum üzerindeki insani sonuçlarını araştırmasının merkezine koyabilir.
Bence burada daha doğru soru şu:
Akademide farklı yaşam deneyimleri ve uzmanlık alanları bir araya geldiğinde açık erişimin geleceği daha kapsayıcı hale gelir mi?
UNESCO da açık bilim politikalarının farklı disiplinlere, kariyer aşamalarına ve toplumsal koşullara göre şekillendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
UNESCO
Dolayısıyla geleceğin açık erişim sisteminde cinsiyet üzerinden kalıplar oluşturmak yerine farklı deneyimlerin karar alma süreçlerine dahil edilmesi çok daha değerli olacaktır.
Yapay Zekâ Açık Erişimi Nasıl Değiştirecek?
Bence önümüzdeki yılların en önemli başlıklarından biri yapay zekâ olacak.
Bugün milyonlarca bilimsel çalışma bulunuyor ve OpenAlex yaklaşık 322 milyon çalışmayı indeksliyor. Bu çalışmaların yaklaşık 121 milyonu, kullanılan geniş tanıma göre açık erişim durumunda.
OpenAlex Yardım Merkezi
Bu büyüklükteki bir literatürü insanın tek tek okuyabilmesi mümkün değil. Yapay zekâ burada arama, özetleme, sınıflandırma ve bağlantı kurma konusunda önemli bir yardımcı olabilir.
Gelecekte bir araştırmacının “son beş yılda bu konuda yayımlanan ve açık erişimli olan en önemli çalışmalar hangileri?” diye sorması ve yapay zekânın binlerce kaynağı tarayarak araştırma haritası çıkarması oldukça sıradan hale gelebilir.
Fakat burada ciddi bir risk de var.
Açık erişimde bulunan her bilgi doğru değildir. Ücretsiz ulaşılabilir olması, bilimsel olarak güvenilir olduğu anlamına gelmez. Hakemlik kalitesi, araştırma yöntemi, veri kalitesi, yazarların olası çıkar çatışmaları ve yayıncının güvenilirliği hâlâ önemli.
UNESCO da açık bilimin yanında kalite güvencesi, etik, veri yönetimi ve yağmacı yayıncılık gibi sorunlara dikkat çekiyor.
UNESCO
Bu nedenle geleceğin en değerli becerilerinden biri yalnızca bilgiye erişmek değil, erişilen bilginin güvenilirliğini değerlendirebilmek olacak.
Türkiye'de Açık Erişimin Geleceği
Türkiye açısından konu ayrıca ilginç.
TÜBİTAK'ın Açık Bilim Politikası, desteklenen veya yürütülen projelerden ortaya çıkan bilimsel yayınların ve araştırma verilerinin yönetilmesi, arşivlenmesi ve dijital ortamda korunmasını kapsıyor. TÜBİTAK ULAKBİM de açık erişimin Türkiye'de yaygınlaştırılması için çeşitli çalışmalar yürütüyor.
Tübitak Ulakbim
+1
Bunun yanında Türkiye'deki üniversiteler açısından uluslararası yayınevleriyle yapılan anlaşmalar da önemli. Örneğin TÜBİTAK ULAKBİM ile Springer Nature arasında 2024-2026 dönemini kapsayan “Oku & Yayımla” modeli yürürlüğe girdi. Anlaşma, uygun koşulları sağlayan araştırmacıların belirli Springer Nature dergilerinde açık erişimli yayın yapabilmesini destekliyor.
TÜBİTAK
Buradan hareketle Türkiye için gelecekte iki farklı senaryo görüyorum.
İyimser senaryoda üniversitelerin kurumsal arşivleri güçlenir, Türkçe bilimsel içeriklerin görünürlüğü artar ve kamu tarafından finanse edilen araştırmalar daha kolay erişilebilir hale gelir.
Daha sorunlu senaryoda ise açık erişim yalnızca yayıncıların yüksek makale işlem ücretlerini karşılayabilen kurumların avantajına dönüşebilir.
UNESCO'nun da özellikle dikkat çektiği sorunlardan biri tam olarak bu: bazı açık erişim modellerinde makale işlem ücretleri araştırmacılar ve kurumlar arasında yeni eşitsizlikler yaratabilir.
UNESCO
Dolayısıyla “Açık erişim ücretsiz olmalı” demek tek başına yeterli değil. Şunu da sormamız gerekiyor:
Ücretsiz okuma hakkını sağlarken araştırmacının yayınlama maliyetini kim karşılayacak?
Küresel Güney İçin Fırsat mı, Yeni Bir Eşitsizlik mi?
Açık erişimin küresel etkisi belki de en önemli tartışma alanlarından biri.
Gelişmiş ülkelerdeki büyük üniversiteler, güçlü araştırma bütçeleri ve uluslararası bağlantılar sayesinde açık erişim dönüşümüne daha kolay uyum sağlayabilir. Ancak daha düşük gelirli ülkelerdeki araştırmacılar için yayın ücretleri ciddi bir engel oluşturabilir.
Bu yüzden gelecekte açık erişimin başarısını yalnızca “kaç makale ücretsiz okunuyor?” sorusuyla ölçmek yetersiz kalacak.
Daha önemli göstergelerden biri şu olabilir:
Dünyanın farklı bölgelerindeki araştırmacılar yalnızca başkalarının çalışmalarını okuyabiliyor mu, yoksa kendileri de görünür biçimde bilim üretebiliyor mu?
UNESCO'nun açık bilim yaklaşımında eşitlik ve kapsayıcılık özellikle vurgulanıyor. Açık bilimin yalnızca bilgiye erişimi değil, araştırmaya katılımı ve farklı toplulukların bilimsel süreçle bağlantısını da güçlendirmesi hedefleniyor.
UNESCO
+1
Bana göre önümüzdeki on yılda asıl başarı, açık erişim makalelerinin sayısını artırmaktan çok bilimsel üretimin coğrafi çeşitliliğini artırmak olacak.
2030-2040 Arasında Açık Erişim Nasıl Görünebilir?
Mevcut eğilimlerden hareketle birkaç öngörüde bulunmak mümkün.
İlk olarak, açık erişim oranlarının yükselmeye devam etmesini bekliyorum. OpenAlex verilerinde 2015-2025 arasında ciddi bir yükseliş görülmesi, bunun geçici bir eğilim olmadığını düşündürüyor.
OpenAlex Yardım Merkezi
İkinci olarak, makale merkezli açık erişimden veri ve yazılım merkezli açık bilime geçiş hızlanabilir. Bir makaleyi ücretsiz okumak güzel ama araştırmanın arkasındaki veri ve kod kapalıysa başka araştırmacının sonucu yeniden üretmesi zorlaşır. UNESCO'nun açık bilim çerçevesinin yayınların yanında veri, yazılım, kaynak kodu ve metodolojiyi de kapsaması bu dönüşümün yönünü gösteriyor.
UNESCO
Üçüncü olarak, yapay zekâ ile açık erişim birbirini güçlendirebilir. Açık ve makine tarafından okunabilir bilimsel içerik çoğaldıkça yapay zekâ sistemlerinin literatür üzerinde araştırma yapması kolaylaşacak. Bunun sonucunda bilimsel keşiflerin hızlanması mümkün.
Dördüncü olarak, Türkçe bilimsel içeriklerin görünürlüğü daha fazla önem kazanabilir. Yapay zekâ destekli çok dilli sistemler geliştikçe yalnızca İngilizce literatüre erişmek zorunda kalmayan bir araştırma ekosistemi ortaya çıkabilir.
Fakat bu noktada kalite kontrolü daha da önemli hale gelecek.
Beşinci olarak, araştırmacıların akademik değerlendirmesinde yalnızca “kaç makalen yayımlandı?” sorusunun ağırlığının azalmasını bekliyorum. UNESCO, açık bilim uygulamalarının araştırmacıların değerlendirilmesi ve kariyer ilerlemesinde dikkate alınmasını öneriyor.
UNESCO
Yani gelecekte iyi bir araştırmacı yalnızca makale yayımlayan kişi değil; verisini düzenleyen, kodunu paylaşan, yöntemini açıklayan ve araştırmasının toplumdaki etkisini gösterebilen kişi olarak da değerlendirilebilir.
Açık Erişim Sadece Akademisyenlerin Meselesi Değil
Konunun bana göre en güzel tarafı burada ortaya çıkıyor.
Bir lise öğrencisi bilimsel bir makaleye ulaşabiliyorsa, küçük bir şehirdeki öğretmen güncel araştırmaları takip edebiliyorsa, bağımsız bir araştırmacı dünyanın başka bir ülkesindeki verilerden yararlanabiliyorsa açık erişimin toplumsal etkisinden söz edebiliriz.
Bir doktorun yeni araştırmalara ulaşması, bir gazetecinin iddiasını bilimsel kaynaklarla kontrol etmesi, bir girişimcinin yeni teknolojileri takip etmesi veya sıradan bir vatandaşın sağlık konusunda güvenilir kaynaklara erişmesi de bu ekosistemin parçalarıdır.
Bu nedenle açık erişimin geleceği yalnızca akademik yayıncılığın geleceği değildir.
Aynı zamanda bilgiye dayalı bir toplumun geleceğidir.
Ben bu konuyu araştırırken özellikle UNESCO, TÜBİTAK ULAKBİM, Avrupa Komisyonu ve OpenAlex gibi kurumsal ve veri temelli kaynaklara dayanmayı tercih ediyorum; çünkü açık erişim konusunda internette dolaşan genel yorumlarla ölçülebilir eğilimleri birbirinden ayırmak gerekiyor. Kişisel bir akademik yayıncılık deneyimim olmadığı için bunu kendi deneyimimmiş gibi sunmak yerine, mevcut politikalar ve veriler üzerinden değerlendirmek daha doğru.
Forum İçin Asıl Tartışma Şimdi Başlıyor
Sizce 2035 yılında bilimsel makalelerin büyük çoğunluğunun ücretsiz erişilebilir olması gerçekçi mi?
Yapay zekâ açık erişimli bilimsel kaynakları herkes için daha anlaşılır hale getirirse, toplumun bilimsel bilgiye güveni artar mı, yoksa bilgi kirliliği de aynı hızda mı büyür?
Türkiye'de kamu kaynaklarıyla üretilen araştırmaların tamamına yakınının açık erişimli olması gerektiğini düşünüyor musunuz?
Bir başka önemli soru da şu: Araştırmacıların yayınlama maliyetleri nasıl karşılanmalı? Üniversiteler mi, devlet mi, araştırma fonları mı, yoksa kâr amacı gütmeyen yayın platformları mı?
Ve belki de en zor soru:
Açık erişim gerçekten bilgi eşitsizliğini azaltacak mı, yoksa yüksek yayın ücretleri nedeniyle yeni bir akademik eşitsizlik mi oluşturacak?
Benim tahminim, 2030'lu yıllarda “açık erişim” ifadesinin bugünkü kadar özel bir kavram olmayacağı yönünde. Nasıl internette bir bilgiye ulaşabilmek giderek doğal bir beklenti haline geldiyse, bilimsel bilgiye erişimin de benzer biçimde temel bir beklentiye dönüşmesi mümkün.
Ancak bunun gerçekleşmesi için yalnızca makaleleri ücretsiz hale getirmek yetmeyecek. Güvenilirlik, veri kalitesi, çok dillilik, araştırmacıların adil biçimde desteklenmesi, fikrî mülkiyet, mahremiyet ve yapay zekânın doğru kullanımı birlikte ele alınmalı.
Açık erişimin gerçek başarısı belki de şu cümleyle ölçülecek:
“Bilgi internette var mı?” değil, “İhtiyacı olan insan güvenilir bilgiye gerçekten ulaşabiliyor mu?”
Bence önümüzdeki on yılın en önemli tartışması tam olarak bu olacak.
Kaynaklar
UNESCO, Recommendation on Open Science ve UNESCO Open Science kaynakları.
UNESCO
+1
TÜBİTAK ULAKBİM, Açık Bilim Politikası ve Açık Erişim çalışmaları.
Tübitak Ulakbim
+1
TÜBİTAK ULAKBİM – Springer Nature 2024-2026 “Oku & Yayımla” anlaşması.
TÜBİTAK
OpenAlex, Open Access istatistikleri ve 2015-2025 eğilimleri.
OpenAlex Yardım Merkezi
+1
Avrupa Komisyonu, Horizon Europe ve açık erişim göstergeleri.
research-and-innovation.ec.europa.eu
+1
Bir makaleyi okumak için karşınıza “aboneliğiniz bulunmuyor” uyarısı çıktığında yaşanan o küçük hayal kırıklığını muhtemelen çoğumuz biliyoruz. Özellikle bilimsel bir araştırmanın, üniversite öğrencisinin ödevinin ya da sağlıkla ilgili önemli bir çalışmanın yalnızca ödeme duvarının arkasında olması, bilginin gerçekten kime ait olduğu sorusunu gündeme getiriyor.
İşte açık erişim, en basit ifadeyle, bilimsel yayınlara ve belirli araştırma çıktılarının internet üzerinden ücretsiz biçimde ulaşılabilmesini ifade ediyor. Ancak konu bundan biraz daha geniş. UNESCO'nun açık bilim yaklaşımında açık erişim; bilimsel makalelerin yanında araştırma verileri, eğitim kaynakları, yazılımlar, kaynak kodları ve bazı araştırma altyapılarının da erişilebilir ve yeniden kullanılabilir olmasını kapsayan daha büyük bir anlayışın parçası.
UNESCO
+1
Bana göre açık erişimi önemli yapan asıl nokta “ücretsiz makale okumak” değil. Asıl mesele, üretilen bilginin toplumla ne ölçüde paylaşılacağı. Çünkü araştırmanın finansmanında kamu kaynakları kullanılıyorsa, ortaya çıkan sonuçlara toplumun ulaşabilmesi oldukça güçlü bir gerekçeye sahip.
Üstelik elimizde bunun yalnızca teorik bir fikir olmadığını gösteren ciddi veriler var. OpenAlex'in güncel verilerine göre 2025 yılında indekslenen çalışmaların yaklaşık %68'i açık erişim durumunda; bu oran 2015'te yaklaşık %31 seviyesindeydi. Ölçüm yöntemi geniş bir “ücretsiz ve yasal tam metne erişim” tanımına dayanıyor.
OpenAlex Yardım Merkezi
Bu değişim, önümüzdeki yıllarda akademik bilginin dağıtım biçiminin ciddi şekilde dönüşebileceğini düşündürüyor.
Açık Erişim Neden Geleceğin Konularından Biri?
Bugün bilimsel yayıncılık yalnızca araştırmacılarla yayınevleri arasındaki bir ilişki değil. Üniversiteler, kamu kurumları, fon sağlayıcı kuruluşlar, araştırmacılar, öğrenciler, teknoloji şirketleri ve doğrudan vatandaşlar bu sistemin parçası.
UNESCO'nun 2021'de kabul edilen Açık Bilim Tavsiyesi bu dönüşümü küresel ölçekte destekleyen önemli belgelerden biri. UNESCO'ya göre açık bilim; bilimsel bilginin erişilebilir, kapsayıcı ve yeniden kullanılabilir olmasını hedefliyor. Tavsiye kararı, açık yayınların yanında açık araştırma verilerini, yazılımları, eğitim kaynaklarını ve toplumun bilimsel sürece katılımını da gündeme getiriyor.
UNESCO
Burada geleceğe yönelik ilk güçlü tahminimi paylaşabilirim: 2030'lu yıllara doğru “Bu makaleye erişebiliyor musun?” sorusunun bugünkünden daha az önemli hale gelmesini bekliyorum.
Çünkü araştırmaların önemli bir bölümünün doğrudan veya dolaylı olarak açık erişim kanallarına taşınması artık yalnızca akademisyenlerin kişisel tercihi olmaktan çıkıyor. Fon sağlayıcıların ve araştırma programlarının politikaları da bu yönde ilerliyor.
Avrupa Birliği'nin Horizon Europe programında açık erişim zaten araştırma çıktılarının önemli bir parçası. Avrupa Komisyonu verilerine göre program kapsamında raporlanan yayınların %79'dan fazlası yararlanıcılar üzerinden açık erişilebilir durumdaydı.
Eur-Lex
Bu nedenle gelecekte açık erişimin “alternatif yayıncılık modeli” olmaktan çıkıp araştırma sisteminin standart bileşenlerinden biri haline gelmesi bana oldukça olası görünüyor.
Erkek Araştırmacıların Stratejik Bakışı, Kadın Araştırmacıların İnsan Odaklı Yaklaşımı mı?
Burada özellikle dikkat edilmesi gereken bir nokta var: Erkeklerin stratejik, kadınların ise insan odaklı düşündüğünü kesin bir gerçek gibi sunmak doğru olmaz. Böyle bir genelleme hem bilimsel açıdan savunulamaz hem de bireysel farklılıkları görmezden gelir.
Ancak forum tartışması açısından farklı bakış açılarını konuşmak faydalı olabilir.
Örneğin bazı erkek araştırmacıların veya akademisyenlerin açık erişime stratejik bir altyapı meselesi olarak yaklaşması mümkün. Yayınların daha kolay bulunması, araştırma görünürlüğünün artması, kurumların uluslararası rekabet gücü kazanması, veri paylaşımının araştırma süreçlerini hızlandırması gibi konular öne çıkabilir.
Buna karşılık bazı kadın araştırmacılar açık erişimin toplumsal sonuçlarına, özellikle eğitim, sağlık, eşitsizlikler ve araştırmaya katılım açısından etkilerine daha fazla dikkat çekebilir.
Fakat bunun cinsiyetten otomatik olarak kaynaklandığını söylemek mümkün değil. Bir kadın akademisyen son derece stratejik ve teknoloji merkezli düşünebilir; bir erkek akademisyen ise açık erişimin toplum üzerindeki insani sonuçlarını araştırmasının merkezine koyabilir.
Bence burada daha doğru soru şu:
Akademide farklı yaşam deneyimleri ve uzmanlık alanları bir araya geldiğinde açık erişimin geleceği daha kapsayıcı hale gelir mi?
UNESCO da açık bilim politikalarının farklı disiplinlere, kariyer aşamalarına ve toplumsal koşullara göre şekillendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
UNESCO
Dolayısıyla geleceğin açık erişim sisteminde cinsiyet üzerinden kalıplar oluşturmak yerine farklı deneyimlerin karar alma süreçlerine dahil edilmesi çok daha değerli olacaktır.
Yapay Zekâ Açık Erişimi Nasıl Değiştirecek?
Bence önümüzdeki yılların en önemli başlıklarından biri yapay zekâ olacak.
Bugün milyonlarca bilimsel çalışma bulunuyor ve OpenAlex yaklaşık 322 milyon çalışmayı indeksliyor. Bu çalışmaların yaklaşık 121 milyonu, kullanılan geniş tanıma göre açık erişim durumunda.
OpenAlex Yardım Merkezi
Bu büyüklükteki bir literatürü insanın tek tek okuyabilmesi mümkün değil. Yapay zekâ burada arama, özetleme, sınıflandırma ve bağlantı kurma konusunda önemli bir yardımcı olabilir.
Gelecekte bir araştırmacının “son beş yılda bu konuda yayımlanan ve açık erişimli olan en önemli çalışmalar hangileri?” diye sorması ve yapay zekânın binlerce kaynağı tarayarak araştırma haritası çıkarması oldukça sıradan hale gelebilir.
Fakat burada ciddi bir risk de var.
Açık erişimde bulunan her bilgi doğru değildir. Ücretsiz ulaşılabilir olması, bilimsel olarak güvenilir olduğu anlamına gelmez. Hakemlik kalitesi, araştırma yöntemi, veri kalitesi, yazarların olası çıkar çatışmaları ve yayıncının güvenilirliği hâlâ önemli.
UNESCO da açık bilimin yanında kalite güvencesi, etik, veri yönetimi ve yağmacı yayıncılık gibi sorunlara dikkat çekiyor.
UNESCO
Bu nedenle geleceğin en değerli becerilerinden biri yalnızca bilgiye erişmek değil, erişilen bilginin güvenilirliğini değerlendirebilmek olacak.
Türkiye'de Açık Erişimin Geleceği
Türkiye açısından konu ayrıca ilginç.
TÜBİTAK'ın Açık Bilim Politikası, desteklenen veya yürütülen projelerden ortaya çıkan bilimsel yayınların ve araştırma verilerinin yönetilmesi, arşivlenmesi ve dijital ortamda korunmasını kapsıyor. TÜBİTAK ULAKBİM de açık erişimin Türkiye'de yaygınlaştırılması için çeşitli çalışmalar yürütüyor.
Tübitak Ulakbim
+1
Bunun yanında Türkiye'deki üniversiteler açısından uluslararası yayınevleriyle yapılan anlaşmalar da önemli. Örneğin TÜBİTAK ULAKBİM ile Springer Nature arasında 2024-2026 dönemini kapsayan “Oku & Yayımla” modeli yürürlüğe girdi. Anlaşma, uygun koşulları sağlayan araştırmacıların belirli Springer Nature dergilerinde açık erişimli yayın yapabilmesini destekliyor.
TÜBİTAK
Buradan hareketle Türkiye için gelecekte iki farklı senaryo görüyorum.
İyimser senaryoda üniversitelerin kurumsal arşivleri güçlenir, Türkçe bilimsel içeriklerin görünürlüğü artar ve kamu tarafından finanse edilen araştırmalar daha kolay erişilebilir hale gelir.
Daha sorunlu senaryoda ise açık erişim yalnızca yayıncıların yüksek makale işlem ücretlerini karşılayabilen kurumların avantajına dönüşebilir.
UNESCO'nun da özellikle dikkat çektiği sorunlardan biri tam olarak bu: bazı açık erişim modellerinde makale işlem ücretleri araştırmacılar ve kurumlar arasında yeni eşitsizlikler yaratabilir.
UNESCO
Dolayısıyla “Açık erişim ücretsiz olmalı” demek tek başına yeterli değil. Şunu da sormamız gerekiyor:
Ücretsiz okuma hakkını sağlarken araştırmacının yayınlama maliyetini kim karşılayacak?
Küresel Güney İçin Fırsat mı, Yeni Bir Eşitsizlik mi?
Açık erişimin küresel etkisi belki de en önemli tartışma alanlarından biri.
Gelişmiş ülkelerdeki büyük üniversiteler, güçlü araştırma bütçeleri ve uluslararası bağlantılar sayesinde açık erişim dönüşümüne daha kolay uyum sağlayabilir. Ancak daha düşük gelirli ülkelerdeki araştırmacılar için yayın ücretleri ciddi bir engel oluşturabilir.
Bu yüzden gelecekte açık erişimin başarısını yalnızca “kaç makale ücretsiz okunuyor?” sorusuyla ölçmek yetersiz kalacak.
Daha önemli göstergelerden biri şu olabilir:
Dünyanın farklı bölgelerindeki araştırmacılar yalnızca başkalarının çalışmalarını okuyabiliyor mu, yoksa kendileri de görünür biçimde bilim üretebiliyor mu?
UNESCO'nun açık bilim yaklaşımında eşitlik ve kapsayıcılık özellikle vurgulanıyor. Açık bilimin yalnızca bilgiye erişimi değil, araştırmaya katılımı ve farklı toplulukların bilimsel süreçle bağlantısını da güçlendirmesi hedefleniyor.
UNESCO
+1
Bana göre önümüzdeki on yılda asıl başarı, açık erişim makalelerinin sayısını artırmaktan çok bilimsel üretimin coğrafi çeşitliliğini artırmak olacak.
2030-2040 Arasında Açık Erişim Nasıl Görünebilir?
Mevcut eğilimlerden hareketle birkaç öngörüde bulunmak mümkün.
İlk olarak, açık erişim oranlarının yükselmeye devam etmesini bekliyorum. OpenAlex verilerinde 2015-2025 arasında ciddi bir yükseliş görülmesi, bunun geçici bir eğilim olmadığını düşündürüyor.
OpenAlex Yardım Merkezi
İkinci olarak, makale merkezli açık erişimden veri ve yazılım merkezli açık bilime geçiş hızlanabilir. Bir makaleyi ücretsiz okumak güzel ama araştırmanın arkasındaki veri ve kod kapalıysa başka araştırmacının sonucu yeniden üretmesi zorlaşır. UNESCO'nun açık bilim çerçevesinin yayınların yanında veri, yazılım, kaynak kodu ve metodolojiyi de kapsaması bu dönüşümün yönünü gösteriyor.
UNESCO
Üçüncü olarak, yapay zekâ ile açık erişim birbirini güçlendirebilir. Açık ve makine tarafından okunabilir bilimsel içerik çoğaldıkça yapay zekâ sistemlerinin literatür üzerinde araştırma yapması kolaylaşacak. Bunun sonucunda bilimsel keşiflerin hızlanması mümkün.
Dördüncü olarak, Türkçe bilimsel içeriklerin görünürlüğü daha fazla önem kazanabilir. Yapay zekâ destekli çok dilli sistemler geliştikçe yalnızca İngilizce literatüre erişmek zorunda kalmayan bir araştırma ekosistemi ortaya çıkabilir.
Fakat bu noktada kalite kontrolü daha da önemli hale gelecek.
Beşinci olarak, araştırmacıların akademik değerlendirmesinde yalnızca “kaç makalen yayımlandı?” sorusunun ağırlığının azalmasını bekliyorum. UNESCO, açık bilim uygulamalarının araştırmacıların değerlendirilmesi ve kariyer ilerlemesinde dikkate alınmasını öneriyor.
UNESCO
Yani gelecekte iyi bir araştırmacı yalnızca makale yayımlayan kişi değil; verisini düzenleyen, kodunu paylaşan, yöntemini açıklayan ve araştırmasının toplumdaki etkisini gösterebilen kişi olarak da değerlendirilebilir.
Açık Erişim Sadece Akademisyenlerin Meselesi Değil
Konunun bana göre en güzel tarafı burada ortaya çıkıyor.
Bir lise öğrencisi bilimsel bir makaleye ulaşabiliyorsa, küçük bir şehirdeki öğretmen güncel araştırmaları takip edebiliyorsa, bağımsız bir araştırmacı dünyanın başka bir ülkesindeki verilerden yararlanabiliyorsa açık erişimin toplumsal etkisinden söz edebiliriz.
Bir doktorun yeni araştırmalara ulaşması, bir gazetecinin iddiasını bilimsel kaynaklarla kontrol etmesi, bir girişimcinin yeni teknolojileri takip etmesi veya sıradan bir vatandaşın sağlık konusunda güvenilir kaynaklara erişmesi de bu ekosistemin parçalarıdır.
Bu nedenle açık erişimin geleceği yalnızca akademik yayıncılığın geleceği değildir.
Aynı zamanda bilgiye dayalı bir toplumun geleceğidir.
Ben bu konuyu araştırırken özellikle UNESCO, TÜBİTAK ULAKBİM, Avrupa Komisyonu ve OpenAlex gibi kurumsal ve veri temelli kaynaklara dayanmayı tercih ediyorum; çünkü açık erişim konusunda internette dolaşan genel yorumlarla ölçülebilir eğilimleri birbirinden ayırmak gerekiyor. Kişisel bir akademik yayıncılık deneyimim olmadığı için bunu kendi deneyimimmiş gibi sunmak yerine, mevcut politikalar ve veriler üzerinden değerlendirmek daha doğru.
Forum İçin Asıl Tartışma Şimdi Başlıyor
Sizce 2035 yılında bilimsel makalelerin büyük çoğunluğunun ücretsiz erişilebilir olması gerçekçi mi?
Yapay zekâ açık erişimli bilimsel kaynakları herkes için daha anlaşılır hale getirirse, toplumun bilimsel bilgiye güveni artar mı, yoksa bilgi kirliliği de aynı hızda mı büyür?
Türkiye'de kamu kaynaklarıyla üretilen araştırmaların tamamına yakınının açık erişimli olması gerektiğini düşünüyor musunuz?
Bir başka önemli soru da şu: Araştırmacıların yayınlama maliyetleri nasıl karşılanmalı? Üniversiteler mi, devlet mi, araştırma fonları mı, yoksa kâr amacı gütmeyen yayın platformları mı?
Ve belki de en zor soru:
Açık erişim gerçekten bilgi eşitsizliğini azaltacak mı, yoksa yüksek yayın ücretleri nedeniyle yeni bir akademik eşitsizlik mi oluşturacak?
Benim tahminim, 2030'lu yıllarda “açık erişim” ifadesinin bugünkü kadar özel bir kavram olmayacağı yönünde. Nasıl internette bir bilgiye ulaşabilmek giderek doğal bir beklenti haline geldiyse, bilimsel bilgiye erişimin de benzer biçimde temel bir beklentiye dönüşmesi mümkün.
Ancak bunun gerçekleşmesi için yalnızca makaleleri ücretsiz hale getirmek yetmeyecek. Güvenilirlik, veri kalitesi, çok dillilik, araştırmacıların adil biçimde desteklenmesi, fikrî mülkiyet, mahremiyet ve yapay zekânın doğru kullanımı birlikte ele alınmalı.
Açık erişimin gerçek başarısı belki de şu cümleyle ölçülecek:
“Bilgi internette var mı?” değil, “İhtiyacı olan insan güvenilir bilgiye gerçekten ulaşabiliyor mu?”
Bence önümüzdeki on yılın en önemli tartışması tam olarak bu olacak.
Kaynaklar
UNESCO, Recommendation on Open Science ve UNESCO Open Science kaynakları.
UNESCO
+1
TÜBİTAK ULAKBİM, Açık Bilim Politikası ve Açık Erişim çalışmaları.
Tübitak Ulakbim
+1
TÜBİTAK ULAKBİM – Springer Nature 2024-2026 “Oku & Yayımla” anlaşması.
TÜBİTAK
OpenAlex, Open Access istatistikleri ve 2015-2025 eğilimleri.
OpenAlex Yardım Merkezi
+1
Avrupa Komisyonu, Horizon Europe ve açık erişim göstergeleri.
research-and-innovation.ec.europa.eu
+1