Abdülhamid Han'ı kim öldürdü ?

Ece

New member
Abdülhamid Han’ı Kim Öldürdü? Bir Gece, Bir Soru ve Tarihin Sessizliği

Abdülhamid Han’ı Kim Öldürdü? Bir Gece, Bir Soru ve Tarihin Sessizliği

Geçenlerde eski bir tarih kitabının sayfalarını karıştırırken, kenarına kurşun kalemle yazılmış tek bir cümleye rastladım: “Abdülhamid Han’ı kim öldürdü?”

Cümlenin altı çizilmişti.

Yanına da küçük bir soru işareti konmuştu.

İlk bakışta basit bir tarih sorusu gibi görünüyor. Fakat biraz düşününce insanın önüne başka sorular çıkıyor: Bir padişah gerçekten yalnızca bir kişi tarafından mı öldürülür? Bir devlet adamının ölümünden söz ederken yalnızca son nefesini mi düşünmeliyiz, yoksa onu o noktaya getiren siyasi mücadeleleri, sürgünü, yalnızlığı ve yıllar boyunca biriken toplumsal baskıları da hesaba katmalı mıyız?

Ben bu sorunun peşine düşerken, meseleyi kuru bir “kim yaptı?” tartışmasından biraz farklı anlatmak istedim.

Çünkü Abdülhamid Han’ın hikâyesinde, cinayetten çok daha karmaşık bir gerçek var.

1. Bölüm: Beylerbeyi Sarayı’ndaki Sessizlik

1918 yılının şubat ayıydı.

İstanbul kışın ağır havasını taşıyordu. Boğaz'ın üzerine çöken sis, sarayın pencerelerinden bakıldığında dünyayı olduğundan daha uzak gösteriyordu.

Abdülhamid Han artık tahtta değildi.

Yıllarca Osmanlı tahtında oturmuş, 1909'da tahttan indirilmiş, Selanik'teki Alatini Köşkü'nde zorunlu ikamete tabi tutulmuş, Balkan Savaşı sırasında yeniden İstanbul'a getirilmişti.

Şimdi Beylerbeyi Sarayı'ndaydı.

Hikâyemizin genç karakteri Murat da sarayın yakınlarında çalışan, tarih meraklısı bir kâtip olsun.

Murat'ın elinde eski bir defter vardır. Defterin ilk sayfasında şu soru yazılıdır:

“Abdülhamid Han’ı kim öldürdü?”

Murat bu soruyu sarayda yıllarca hizmet etmiş yaşlı bir görevliye sorar.

Yaşlı adam cevap vermez.

Onun yerine:

“Sen ölümü yalnızca son güne bakarak mı anlayacağını sanıyorsun?” der.

Murat şaşırır.

“Peki kim öldürdü?”

Adam pencereye yaklaşır.

“Bunu söylemek kolay. Zor olan, neden o noktaya geldiğini anlamaktır.”

İşte hikâyemiz burada başlar.

2. Bölüm: Son Günler ve Gerçek Ölüm Sebebi

Abdülhamid Han 10 Şubat 1918'de Beylerbeyi Sarayı'nda hayatını kaybetti.

Burada önemli bir ayrımı baştan yapmak gerekiyor.

Tarihî kayıtlarda Abdülhamid Han’ın öldürüldüğüne dair güvenilir bir kanıt bulunmamaktadır. Ölüm nedeni hastalıktır; kaynaklarda zatürre ve buna eşlik eden sağlık sorunlarından söz edilir.

Dolayısıyla “Abdülhamid Han’ı kim öldürdü?” sorusuna tarihsel olarak verilebilecek en sağlam cevap şudur:

Onu bir suikastçı öldürmedi.

Abdülhamid Han, 76 yaşında, geçirdiği ağır hastalığın ardından hayatını kaybetti.

Fakat forumlarda ve sosyal medyada zaman zaman “zehirlendi”, “İttihatçılar tarafından öldürüldü” veya “doktorlar tarafından öldürüldü” gibi iddialar ortaya çıkıyor.

İşte hikâyenin asıl ilginç tarafı da burada başlıyor.

Çünkü bazen bir insanın ölümüyle ilgili belirsizlik, gerçeklerden daha hızlı yayılır.

3. Bölüm: Murat’ın Karşısındaki Kadın

Murat araştırmasını sürdürürken sarayda eski görevli kadınlardan biriyle tanışır.

Adı Zeynep Hanım olsun.

Zeynep Hanım, saray çevresindeki insanların hayatlarını, korkularını ve birbirleriyle kurdukları ilişkileri yıllarca gözlemlemiştir.

Murat ona aynı soruyu sorar:

“Zeynep Hanım, sizce Abdülhamid Han’ı kim öldürdü?”

Kadın hafifçe gülümser.

“Sen erkekler gibi soruyorsun.”

Murat kaşlarını kaldırır.

“Nasıl yani?”

“Bir isim arıyorsun. Bir fail. Bir plan. Bir belge. Bir silah.”

Sonra pencereye bakar.

“Bazen insanların hayatını değiştiren şey tek bir kişinin yaptığı değildir. Bir annenin korkusu, bir eşin endişesi, bir çocuğun geleceği, bir ailenin dağılması... Bunlar da tarihin içindedir.”

Murat itiraz eder:

“Ama tarih belge ister.”

“Doğru,” der Zeynep Hanım. “Ama belgelerin anlattığı insanların da duyguları vardır.”

Bu konuşmada kadınları yalnızca duygusal, erkekleri yalnızca mantıklı göstermek gibi kolay bir klişeye düşmemek gerekir. Murat olayları çözmek, belgeleri karşılaştırmak ve kronolojiyi kurmak konusunda daha stratejik davranırken Zeynep Hanım insanların arasındaki bağları, korkuları ve toplumsal atmosferi okumakta daha başarılıdır.

İkisi aslında aynı gerçeğin farklı taraflarını görmektedir.

Ve araştırma ilerledikçe Murat bunun farkına varacaktır.

4. Bölüm: Tahttan İndirilen Bir Padişah

Abdülhamid Han’ın ölümünü anlamak için 1909'a dönmek gerekiyor.

31 Mart Vakası olarak bilinen olayların ardından yaşanan siyasi kriz, II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesiyle sonuçlandı.

27 Nisan 1909'da tahttan indirildi.

Yerine Mehmed Reşad geçti.

Abdülhamid önce Selanik'e gönderildi. Daha sonra 1912'de Selanik'in elden çıkması üzerine İstanbul'a getirildi.

Murat defterine şu cümleyi yazar:

“Tahttan indirilmek fiziksel bir ölüm değildir.”

Altına bir başka cümle ekler:

“Ama siyasi hayatın sona ermesidir.”

Burada Abdülhamid döneminin tartışmalı yönleri de unutulmamalıdır.

Bir tarafta eğitim kurumlarının yaygınlaştırılması, demiryolu ve haberleşme yatırımları, devletin merkeziyetçi yapısının güçlendirilmesi gibi gelişmeler vardır.

Diğer tarafta ağır sansür, siyasi baskı, muhalefetin sınırlandırılması ve özellikle II. Meşrutiyet öncesindeki otoriter yönetim anlayışı bulunur.

Abdülhamid'i yalnızca “iyi padişah” veya “kötü padişah” olarak anlatmak, dönemin karmaşıklığını ortadan kaldırır.

Tarih, taraftar sloganlarından daha geniştir.

5. Bölüm: “Seni Zehirlediler” Fısıltısı

Murat'ın araştırması sırasında şehirde başka bir söylenti dolaşmaya başlar.

“Padişah zehirlendi.”

Bu cümle kahvehanelerde söylenir.

Bir başka yerde:

“İttihatçılar işini bitirdi.”

Başka biri:

“Doktorlardan şüphelenmek lazım.”

Murat bütün bu iddiaları defterine yazar.

Fakat her iddianın karşısına aynı soruyu koyar:

“Kanıt nerede?”

İşte tarih araştırmasının en zor tarafı budur.

Bir iddianın çok kişi tarafından tekrar edilmesi, onu doğru yapmaz.

Bir söylentinin eski olması da onu belge haline getirmez.

Zeynep Hanım Murat'a:

“İnsanlar neden böyle hikâyeler anlatıyor?” diye sorar.

Murat düşünür.

“Belki de büyük insanların ölümünü sıradan bulmak istemiyorlar.”

Zeynep başını sallar.

“Belki. Çünkü büyük bir hayatın büyük bir sırla sona ermesini bekliyoruz.”

Bu cümle Murat'ın zihninde uzun süre kalır.

Gerçek bazen dramatik değildir.

Abdülhamid Han'ın ölümü de bunun örneklerinden biridir.

Bir hükümdar, uzun yıllar süren siyasi mücadelelerin ardından, savaşların ve imparatorluğun parçalanma sürecinin ortasında, hastalanarak hayatını kaybetmiştir.

Bu gerçek, bir suikast hikâyesi kadar sinematik olmayabilir.

Ama tarih açısından daha değerlidir.

6. Bölüm: Asıl “Katiller” Kimdi?

Murat'ın zihninde soru artık değişmiştir.

“Abdülhamid Han'ı kim öldürdü?” yerine:

“Abdülhamid Han'ı ölüme götüren şartlar nelerdi?”

diye sormaya başlar.

Cevap ise tek bir isim değildir.

Yaşlılık vardır.

Hastalık vardır.

Yıllarca süren siyasi gerilim vardır.

Tahttan indirilmenin ağırlığı vardır.

İmparatorluğun yaşadığı savaşlar vardır.

Balkanlar'daki kayıplar vardır.

İstanbul'daki siyasi kutuplaşma vardır.

Ve insanın yaşadığı dönemin ağırlığı vardır.

Fakat burada “asıl katiller bunlardı” demek de doğru olmaz.

Çünkü bunların hiçbiri hukuki anlamda bir cinayet faili değildir.

Bu ayrımı özellikle yapmak gerekiyor.

Tarihî olayları dramatikleştirmek başka, kanıtsız bir cinayet iddiasını gerçek gibi sunmak başkadır.

7. Bölüm: Bir Padişahın Ölümünden Daha Büyük Bir Hikâye

Zeynep Hanım bir akşam Murat'a eski bir mendil gösterir.

“Bunu neden saklıyorsunuz?” diye sorar Murat.

“Hatıra.”

“Kime ait?”

“Önemi yok.”

Murat şaşırır.

“Nasıl önemi yok?”

Zeynep Hanım cevap verir:

“Çünkü tarih yalnızca padişahların tarihi değildir.”

Murat sessizleşir.

Bu söz, hikâyenin merkezini değiştirir.

Abdülhamid Han'ın hayatını konuşurken milyonlarca insanın yaşadığı bir dönemi de konuşuyoruz.

Bir imparatorluk çözülüyordu.

Aileler göç ediyordu.

Askerler cephelere gidiyordu.

Kadınlar evlerinin ve çocuklarının geleceği için endişeleniyordu.

Memurlar devletin devam edip etmeyeceğini düşünüyordu.

Öğrenciler yeni fikirlerle eski düzen arasında kalıyordu.

Erkekler çoğu zaman devletin devamlılığı, güvenlik, savaş ve siyasi stratejiler üzerine kafa yoruyordu.

Kadınlar ise bu büyük siyasi değişimlerin evlerdeki, ailelerdeki ve ilişkilerdeki sonuçlarını taşıyordu.

Fakat bunları kesin cinsiyet kalıpları olarak görmek yanlış olur.

Çünkü strateji yapan kadınlar da vardı; son derece empatik ve ilişkisel düşünen erkekler de.

Tarihin gerçek insanları, klişelerden çok daha karmaşıktır.

8. Bölüm: 10 Şubat 1918

Beylerbeyi Sarayı'nda hava ağırdır.

Abdülhamid Han'ın durumu kötüleşmiştir.

Murat dışarıda bekler.

İçeride doktorlar ve saray görevlileri vardır.

Zeynep Hanım dua eden insanların arasında sessizce oturur.

Bir süre sonra haber gelir.

Abdülhamid Han hayatını kaybetmiştir.

Murat defterini açar.

Kalemi birkaç saniye havada kalır.

Sonra ilk sorunun altına yeni bir cümle yazar:

“Öldürüldüğüne dair güvenilir kanıt yok.”

Ardından:

“10 Şubat 1918'de hastalık nedeniyle öldü.”

Fakat defteri kapatmaz.

Çünkü üçüncü cümleyi yazmak istemektedir.

Sonunda yazar:

“Fakat hayatını sona erdiren hastalıktan daha uzun yaşayan bir siyasi hikâyesi vardı.”

9. Bölüm: Peki İttihatçılar Onu Öldürdü mü?

Bu soru özellikle sık sorulduğu için açık cevap vermek gerekiyor:

Hayır.

Abdülhamid Han'ın İttihat ve Terakki tarafından öldürüldüğünü doğrulayan güvenilir bir tarihsel kanıt bulunmamaktadır.

Üstelik kronoloji de önemlidir.

Abdülhamid Han 1918'de öldüğünde Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı'nın son dönemindeydi.

Tahttan indirilmesi ise 1909'da gerçekleşmişti.

Yani siyasi olarak onun iktidardan uzaklaştırılmasıyla ölümünü birbirine karıştırmamak gerekir.

Bu ikisi arasında dokuz yıla yakın bir zaman vardır.

Elbette Abdülhamid'in siyasi rakipleriyle ilişkileri, İttihat ve Terakki'nin iktidara yükselişi ve onun tahttan indirilmesi ayrı ayrı incelenmesi gereken son derece önemli konulardır.

Ancak “siyasi rakipleri vardı” cümlesinden “siyasi rakipleri onu öldürdü” sonucuna geçmek tarihçilik açısından mümkün değildir.

10. Bölüm: Murat’ın Son Sorusu

Murat defteri kapatırken Zeynep Hanım'a son bir soru sorar:

“Peki neden insanlar hâlâ ‘Kim öldürdü?’ diye soruyor?”

Zeynep Hanım bu kez hemen cevap vermez.

Boğaz'a bakar.

“Çünkü insan zihni karmaşık tarihten çok, basit hikâyeleri sever.”

Murat:

“Yani gerçek sıkıcı mı?”

“Hayır,” der Zeynep. “Gerçek daha zor.”

Sonra devam eder:

“Bir insanı öldüren bir el bulmak kolaydır. Ama bir dönemin neden çöktüğünü anlamak çok daha zordur.”

Murat başını öne eğer.

Belki de mesele gerçekten budur.

Abdülhamid Han'ın ölümünü anlamak için bir katil aramak yerine, onun yaşadığı dünyayı anlamamız gerekir.

Tahtı, muhalefeti, Meşrutiyet'i, İttihat ve Terakki'yi, Balkanlar'ı, savaşları, devletin dönüşümünü ve nihayet 1918'in İstanbul'unu birlikte düşünmek gerekir.

Sonuç: Abdülhamid Han'ı Kim Öldürdü?

Tarihsel kanıtlara göre Abdülhamid Han'ı öldüren bir suikastçı veya siyasi infaz ekibi yoktur.

II. Abdülhamid, 10 Şubat 1918'de Beylerbeyi Sarayı'nda, 76 yaşında, hastalık nedeniyle hayatını kaybetmiştir.

Zehirlenme veya suikast iddiaları ise güvenilir tarihsel kanıtlarla doğrulanmış değildir.

Ama bu, hikâyenin bittiği anlamına gelmez.

Tam tersine, bence asıl hikâye burada başlar.

Çünkü Abdülhamid Han'ın ölümünü anlamaya çalışırken aslında Osmanlı Devleti'nin son dönemindeki büyük dönüşümü anlamaya çalışıyoruz.

Bir padişahın ölümünden söz ederken yalnızca sarayın içindeki son saatlere değil, sarayın dışındaki milyonlarca insanın hayatına da bakmamız gerekiyor.

Ve belki de kendimize şu soruyu sormalıyız:

Bir tarihi şahsiyet öldüğünde gerçekten yalnızca bir insan mı ölür, yoksa onun temsil ettiği bir dönem de bizim gözlerimizin önünde yavaş yavaş kapanır mı?

Murat'ın defterindeki son cümle ise hâlâ boş bırakılmıştır.

Çünkü bu hikâyenin son sorusunun cevabını okuyucuya bırakmak ister:

Sizce Abdülhamid Han'ın ölümünü anlamanın en doğru yolu, “Kim öldürdü?” sorusunu sormak mı; yoksa “Onu bu noktaya getiren tarihsel şartlar nelerdi?” diye bakmak mı?

Tarih bazen bir katilin adını vermez.

Bunun yerine bir çağın portresini çıkarır.

Ve bazı portrelerde en dikkat çekici şey, görünen yüz değil, arka planda biriken gölgelerdir.

Kurgusal karakterleri daha doğal yerleştirCinsiyet anlatımını klişelerden arındır

Kurgusal karakterleri daha doğal yerleştir

Cinsiyet anlatımını klişelerden arındır

Tekrarlanan bölümleri sıkılaştır