Sovyetler Birliği ne zaman kırıldı ?

Umut

New member
Sovyetler Birliği'nin Çöküşü: Dev Bir Sistem Nasıl 'Tekerlek' Olur?

Bir gün sabah uyandınız ve kahvenizi hazırlarken elinizdeki gazete, "Sovyetler Birliği Kırıldı!" diye bağırıyor. İlk tepkiniz ne olurdu? "Evet tabii!" mı derdiniz, yoksa biraz daha fazla kafa karıştırıcı bir tepki verip, "Bunu da bir yapımcı yazmış, kesin dizide patlayan bomba sahnesinden bir önceki hafta" diye mi düşünürdünüz? Her durumda, Sovyetler Birliği'nin çöküşü, bizim gibi bir nesil için gerçekten de uzak ve garip bir şey gibi duruyor. 1991'in sonlarına doğru ne olduğuna dair anlatılanlar, sanki 19. yüzyılın sonlarına ait bir tarihi drama gibi, fakat 1989'dan sonra, doğrudan etkilerini yaşadık. Sovyetlerin "yıkılmasını" belki de büyük bir devletin sonunu izlemek gibi değil, uzayda bir gezegenin çökmüş gibi izlemek gerekir.

Herkes Biraz 'Strateji' Mi Peşinde, Biraz Da 'Empati'?

Kadınlar ve erkekler. Hadi, klişe olmadan ama tabii ki biraz eğlenceli bir dokunuşla konuşalım. "Erkekler strateji peşindedir" dediklerinde, hemen Sovyetler Birliği'nin çöküşüne odaklanalım. Erkekler genellikle 'bu kadar büyük bir güç nasıl yerle bir oldu?' diye sorar. Stratejik olarak neyi yanlış yaptılar? Kimin kontrolü kaybetti, kimin neyi gözden kaçırdı? Belki de sadece o devasa devletin son yıllarında tüm liderler, küçük çapta bir chess oyununda bulundular ama sonunda mat oldular. 1985'te Mikhail Gorbaçov’un başa gelmesi, Perestroika ve Glasnost politikalarıyla durumu düzeltmeye çalışması, biraz da "kurtarma" stratejisiydi ama sonuçlar beklediği gibi olmadı.

Görüyorsunuz, erkekler genellikle çözüm odaklıdır ve işte tam da bu noktada bu stratejik düşünme tarzı devreye giriyor. Sovyetler Birliği’nin çöküşünü anlamaya çalışırken, "Bir hata olmalıydı, bu kadar büyük bir şey neden sona erdi?" diye sorgulamak, çözüm aramak işin en bilinen tarafı. Lakin, belki de çözüm arayışı yerine sorunun bir nevi sonlanmasının altındaki empatik gerekçeleri sorgulamak gerekirdi.

Ve işte bu noktada kadınların yaklaşımına girelim. Onlar empatik ve ilişki odaklıdır, bu çok açık. Bir devleti çökerken, arkasındaki toplumsal ve insan boyutunu daha derinden anlayabiliriz. Kadınlar belki de Sovyet halkının çöküşü ve değişen yaşam koşullarındaki duygusal yükü daha yakından hissedebilirler. Sovyetler Birliği’nin çöküşü aslında bir ‘ilişki’ gibi düşünülebilir. Çünkü bir toplum birbirinden koparsa, her şeyin parçalara ayrılması kaçınılmazdır. Hatta, Sovyetler Birliği'nin yıkılması, sadece siyasi bir sona işaret etmiyor, aynı zamanda insanlar arasındaki bağların, o eski düzenin ilişkilerinin kopması anlamına geliyordu.

1985: Perestroika ve Glasnost’un 'Çatlak Sesleri' Başlar

Peki ya 1985? Gorbaçov’un başa gelmesiyle Sovyetler Birliği'nde bir devrim yapma niyeti vardı. Kendisinin Perestroika (yeniden yapılandırma) ve Glasnost (açıklık) politikaları, aslında bir nevi içi dışı bir olan siyasi yapıyı sarsmaya çalıştı. Ama bir şey vardı; bu devrimsel değişim, sistemin temellerini sarstı, fakat fazla hızlı ve köklüydü. Üzerine, bu kadar büyük bir sistemin sağlamca oturmuş olan temel prensipleriyle oynanması da, pek çok kişinin rahatsızlık duymasına sebep oldu.

Çünkü Sovyetler, dışarıdan bakıldığında bir 'tek parça' gibi görünüyordu ama içeriden bakınca, o tek parça aslında bir dizi parçadan oluşuyordu. Farklı etnik gruplar, çok sayıda halk, bir yanda sınırsız kaynaklar ama diğer yanda baskıcı yönetim tarzları… İşte bu noktada, Gorbaçov’un başa gelmesiyle başlatılan bu yenilikçi değişimlerin, beklenmedik bir şekilde halk arasında bir aidiyet duygusu eksikliği yarattığını söylemek mümkün.

Sovyetler Birliği: Bir Dönemin 'Hızlı' Kapanışı

1991 yılına geldiğimizde ise Sovyetler Birliği hızla çökmeye başladı. Bunun tek bir nedeni vardı: İnsanlar artık bu büyük yapının bir parçası olmak istemiyorlardı. Bir toplumda insanların aidiyet hissi kaybolmuşsa, o zaman geriye gerçekten sağlam bir yapı bırakmak da zorlaşır. Bir binayı inşa etmek için sağlam temellere ihtiyaç vardır, ancak temeller çürüdüyse, tavanın çökmesi an meselesidir.

Halkın, bağımsızlık arayışı, ekonomik buhranlar, etnik kimliklerin öne çıkması ve ardında Sovyet devletinin 'yavaş yavaş' bozulması, bir domino etkisi yaratıyordu. 1991'de Sovyetler Birliği’nin resmi olarak parçalanması, aslında uzun bir sürecin sonuydu. Gorbaçov’un istifası, sadece bir liderin düşüşü değil, bir devrin kapanışıydı. Ama bu kapanış, sadece bir hükümetin sonu değildi, aynı zamanda tüm bir sistemin sona ermesiydi.

Peki Ne Öğrendik?

Sovyetler Birliği’nin çöküşü, sadece büyük bir jeopolitik olay değil, aynı zamanda bir insanlık dersi olarak karşımıza çıkıyor. Bizlere stratejik düşünmenin önemini, ama aynı zamanda ilişkilerin ne kadar kritik olduğunu da hatırlatıyor. Ne kadar büyük ve sağlam bir sistem kurarsanız kurun, eğer insanlar arasındaki bağları ihmal ederseniz, her şeyin bir noktada çökmesi kaçınılmaz olur. Belki de önemli olan sadece 'ne yapılması gerektiği' değil, 'bu süreçte insanların duygusal ve toplumsal ihtiyaçları ne kadar karşılandı?' sorusunu sormaktır.

Sovyetler Birliği’nin çöküşü, hepimiz için farklı şekillerde bir hikaye anlatabilir. Belki de bu tarihsel olayı anlamak, birbirimize bağlanmamız ve büyük yapıları inşa ederken duygusal bağlantıları kaybetmememiz gerektiğini hatırlatıyor.